Mutfaktı toplarken hâlâ yüzüm gülüyordu, ta ki o kapı çalınana kadar. O kadar güçlü alkışladım ki yanımdaki adam bana tuhaf bir bakış attı. Dış kapıyı açtığımda, dış lambanın sarı ışığı altında üniformalı iki polis memurunun durduğunu gördüm. Gece saat 10'da kapınızda bir polis gördüğünüzde hissettiğiniz o ani, istemsiz ürpertiyle mideme bir ağrı saplandı. Uzun boylu olanı önce konuştu. "Siz Burak mısınız? Aylin'in babası?" "Evet, memur bey. Ne oldu?" Birbirlerine baktılar. Sonra memur, "Beyefendi, kızınız hakkında konuşmak için geldik. Ne yaptığından haberiniz var mı?" dedi. "Siz Burak mısınız? Aylin'in babası?" Kalbim göğüs kafesimi o kadar sert dövüyordu ki bunu boğazımda hissedebiliyordum. "Kızım mı? Ben… Anlamıyorum…" Yüzümdeki ifadeyi okuyan memur, "Beyefendi lütfen sakin olun," diye ekledi, "Kızınızın başı belada değil. Bunu en baştan netleştirmek isterim. Ancak bir şeyi bilmeniz gerektiğini düşündük." Yine de bu sözler kalbimin hızını yavaşlatmaya yetmedi. Onları içeri buyur ettim. "Ancak bir şeyi bilmeniz gerektiğini düşündük." Olayı sakince ve sırasıyla anlattılar. Aylin birkaç aydır şehrin öbür ucundaki, gece vardiyaları da olan karma bir konut inşaatı projesinin şantiyesine gidip geliyormuş. Şantiyenin bordrolu çalışanı değilmiş. Bir gün aniden ortaya çıkmış: Etrafı süpürmüş, ekibin ufak tefek işlerine koşmuş, yapılması gereken ne varsa yapmış ve işi olmadığında ayak altında dolaşmamış. Şantiye şefi ilk başta bu durumu görmezden gelmiş. Aylin sessiz, güvenilir bir kızmış ve hiç sorun çıkarmıyormuş. Ancak resmi evraklarla ilgili soruları geçiştirmeye devam edip kimlik göstermeyi reddedince, bu durum şüphe uyandırmaya başlamış. Şef de her ihtimale karşı sessizce bir ihbar raporu düzenlemiş. Aylin birkaç aydır şehrin öbür ucundaki bir şantiyeye gidip geliyormuş. Memur, "Prosedür neyse o," dedi. "Rapor bize ulaştığında durumu araştırdık. Kızınızla konuştuğumuzda ise bize bunu neden yaptığını anlattı." Gözlerimi ona diktim. "Neden yapıyormuş memur bey?" Bana bir anlığına baktı. "Bize her şeyi anlattı. Biz sadece durumun doğruluğundan emin olmak istedik." Ben cevap veremeden merdivenlerden gelen ayak seslerini duydum. Aylin koridorda belirdi, üzerinde hâlâ mezuniyet elbisesi vardı ve polisleri gördüğü an donakaldı. "Neden yapıyormuş memur bey?" "Selam baba," dedi sessizce. "Zaten bu gece sana söyleyecektim." "Ciciş, neler oluyor?" Aylin hemen cevap vermedi. Bunun yerine, "Önce sana bir şey gösterebilir miyim?" dedi ve ben tek bir kelime bile edemeden tekrar yukarı kaçtı. Aşağıya elinde bir ayakkabı kutusuyla indi. Eski, bir köşesi hafifçe ezilmiş bir kutuydu. Kutuyu, sanki çok kırılgan bir şeymiş gibi mutfak masasının üzerine, önüme koydu. Yan tarafındaki el yazısını gördüğüm an onu tanıdım. Benim yazım… Çok uzun zaman öncesinden kalma.