Oğlum bir dilenciyi işaret etti ve fısıldadı

BÖLÜM 2 Rıza Demir sadece ortağım değildi. O, neredeyse kardeşim gibiydi. Birlikte Konya Ovası’nda büyük bir hayvancılık ve et ihracatı işi kurmuştuk. Çiftliğime kapıyı çalmadan girerdi. Mete ona “Rıza amca” derdi. Selin “öldü” dendiğinde, beni tabutun başında tutan, noter işlerini halleden, belgeleri düzenleyen, “onu görmeye hazır değilsin” diyen oydu. Ve ben ona inanmıştım. O gece, Selin biraz daha konuşabilecek hale geldiğinde, Mete’yi yıllardır bizimle çalışan hizmetçimiz Ayşe ile dışarı çıkardım. Selin’i görünce Ayşe neredeyse bayılacaktı. “Allah’ım… kızım…” Ayşe tereddüt etmedi. Tanımadığı birine bakmadı. Selin’i gördü. Kapıyı kapattığımızda, eşim gerçeği anlatmaya başladı. Üç yıl önce Deniz, çiftliğe perişan halde gelmişti. Tarsus tarafında tehlikeli adamlara borcu vardı ve iki günlüğüne saklanmak istemişti. Selin evin içine sorun sokmak istemedi ama Deniz ağlayıp değiştiğine yemin edince onu çiftliğin arkasındaki eski bir depoya sakladı. Sonra Selin, benim çalışma odamda bazı belgeler buldu. Sahte sözleşmeler. Taklit imzalar. Hayali şirketler üzerinden alınmış araziler. Rıza beni yıllarca dolandırmıştı. Sadece para değil; Konya’ya yapılacak yeni otoyol güzergâhının geçtiği, değeri katlanacak aile arazilerini de ele geçirmek istiyordu. Selin beni şehir dışındayken onunla yüzleşti. “Bana 24 saat verdiğini söylemiştim sana anlatman için,” diye fısıldadı. “Bunu bana söylemeliydin.” “Biliyorum.” Gözleri doldu. “O gece çiftliğe geldi. Konuşmak istediğini söyledi. Deniz de oradaydı ve tartışmayı duydu. Rıza bana vurdu. Uyandığımda bir kamyonetin içindeydim, ellerim bağlıydı. Deniz çığlık atıyordu. Her yer kan içindeydi.” Ellerim istemsizce yumruk oldu. “Rıza beni öldürmek istedi,” dedi Selin. “Ama Deniz üstüne atladı. Kamyonet yoldan çıktı. Benzin vardı. Alev…” Kazayı hatırladım. Yanmış araç. Tanımlanamayan bir beden. Acele hazırlanmış rapor. Ve Rıza’nın sesi: “Kendini yıpratma Emre, bırak huzur bulsun.” Selin çarşafı sıktı. “Deniz araçta sıkıştı. Rıza beni çıkardı ama kurtarmak için değil. Bana, bağırırsam Mete’nin de yok olacağını söyledi.” Nefesim kesildi. “Sonra herkesin Deniz’i sen sanmasını sağladı.” Selin başını salladı. “Beni bir depoya kilitledi. Önce Tarsus yakınlarında bir antrepoda. Sonra bir atölyenin arkasındaki küçük bir odada. Adamlar gönderdi, kontrol ettirdi. Aç bırakmadı ama hayatta kalacak kadar verdi.” “Üç yıl mı?” “Üç yıl.” Çıkıp Rıza’yı kendi ellerimle öldürmek istedim. Ama Selin bileğimi tuttu. “Ona dönüşme,” dedi yalvararak. “Mete sana ihtiyaç duyuyor. Ben sana ihtiyaç duyuyorum.” Bu yüzden yalnızca tek bir kişiyi aradım: İl Emniyet’ten Komiser Lale Yılmaz. Yıllar önce çiftliğimdeki bir hayvan hırsızlığı soruşturmasında tanışmıştık. Bana o gün şu cümleyi söylemişti: “Güçlü insanlar, kimsenin ayaklarının altına bakmaya cesaret edemeyeceğini sanır.” Lale gece yarısından önce geldi. Selin’i sözünü kesmeden dinledi. Sonra tek cümle söyledi: “Rıza sizi öldü sanıyorsa, elimizdeki tek avantaj bu.” Sonraki günler sessiz bir savaş gibiydi. Selin koruma altına alındı, adı değiştirildi. Mete sadece annesinin çok hasta olduğunu ve dinlenmesi gerektiğini biliyordu. Ben ise hiçbir şey olmamış gibi çiftliğe döndüm. Ama her oda bana saldırıyordu. Selin’in kahvesi. Kitapları. Elbiseleri. Salonda asılı fotoğrafı… Önünde gecelerce özür dilediğim fotoğraf. Sonra telefonum çaldı.Rıza. “Dostum,” dedi o her zamanki sakin sesiyle. Şimdi midemi bulandırıyordu. “Yarın imza hazır mı?” Selin’in fotoğrafına baktım. “Evet.” “Bir gariplik var sende.” “Mete, şehirde bir kadını annesine benzetmiş.” Kısa bir sessizlik oldu. Çok kısa. Ama fazlasıyla anlamlı. “Yazık çocuğa,” dedi Rıza. “Peki sen gördün mü?” “Bir sokak kadınıydı.” “Emin misin?” Telefonu sıktım. “Selin yaşasaydı, sence seninle konuşur muydum?” Rıza güldü. “Doğru diyorsun.” Ama o gece biri kliniğe girdi. Korunan odaya değil. Kayıt altına alındığı ilk odaya. Hemşire kıyafeti giymiş bir adam, çantasında gizlenmiş bir şırınga taşıyordu. Güvenlik onu koridorda yakaladı. Adı İvan Larios’tu. Rıza için çalışıyordu. Komiser Lale sorguladığında her şeyi anlattı. Rıza, Selin’i öldürmemişti çünkü imzasına ihtiyacı vardı. Selin’in büyükannesinden kalan, Konya yakınlarında sanayi bölgesine dönüşecek bir arazisi vardı. O imzayla Rıza milyonlar kazanacaktı. Bu yüzden onu öldürmedi. Zayıf bıraktı. Gizledi. Parçaladı. Ama yaşattı. Lale bana para transferlerini, şirketleri, sahte hesapları gösterdi. “Yaklaştık,” dedi. Ama yetmedi. Çünkü ertesi gün Rıza çiftliğe habersiz geldi. Siyah arabasından indi. Ütülü gömlek, pahalı çizmeler ve sakin bir gülümseme… “Benden mi kaçıyorsun, Emre?” Yaklaştığını hissettim. Ve artık dost kılığındaki zehirli bir hayvanın karşısındaydım. Sonra öyle bir şey söyledi ki, içim buz kesti: “Umarım merkezdeki o kadın oğluna garip şeyler anlatmamıştır…”