Okulda Bana Zorbalık Yapan Kişi Tüm Sınıfın Önünde Beni Aşağıladıktan Yıllar Sonra Yardım İçin Kapıma Geldi
Yirmi yıl geçmesine rağmen o günkü kokuyu hâlâ hatırlıyorum. Floresan ışıklar altında yanık saç kokusuyla karışmış o keskin sanayi tipi tutkal kokusu.Lise iki kimya dersiydi. 16 yaşındaydım; sessiz, ciddi ve arka sıralarda kendi halimde kaybolmaya çalışan biriydim. Ancak okuldaki zorba Mert'in başka planları vardı. O dönem arkamda oturuyordu; üzerinde her zamanki kolej ceketi vardı. Gürültücüydü, karizmatikti ve herkes ona tapıyordu.
O gün hoca kovalent bağları anlatırken saç örgümde bir çekilme hissettim. Önce kaza sandım. Ancak zil çalıp ayağa kalkmaya çalıştığımda, kafa derime keskin bir acı saplandı. Daha ne olduğunu bile anlamadan bütün sınıf kahkahalara boğuldu. Mert, örgümü sıranın metal kısmına yapıştırmıştı.
Okul hemşiresi örgümü keserek beni kurtarmak zorunda kaldı ve kafamın arkasında beyzbol topu büyüklüğünde kel bir alan kaldı. Lisenin geri kalanı boyunca herkes bana "Yama" diye seslendi.
Böyle bir aşağılanma zamanla geçmedi, aksine taşlaştı. Bu olay bana popüler olamıyorsam güçlü olmam gerektiğini öğretti. Yirmi yıl sonra kendimi bölge halk bankasının yönetiminde bulmamın sebebi buydu. Artık odalara başım önde girmiyorum. Bankanın eski sahibi emekli olduğunda, yatırımcılarla birlikte çoğunluk hissesini satın aldım. Artık yüksek riskli kredileri bizzat inceliyorum.
Her şeyin değişmesinden iki hafta önce asistanım Deniz, kapımı çaldı. "Görmek isteyeceğiniz bir dosya var," diyerek masama bıraktı. İsme göz attım: Mert H. Aynı kasabadan, aynı doğum yılı...
Parmaklarım klasörün üzerinde donakaldı. Kadere inanmazdım ama ironiye inanırdım. Lisedeki zorba, bankamdan yardım istiyordu. Tam 1.500.000 TL kredi talebinde bulunmuştu.
Ancak Mert'in kredi notu yerlerdeydi, kartları patlamış, araba taksitlerini ödeyememişti ve teminat olarak gösterecek hiçbir şeyi yoktu. Kağıt üzerinde bu, "red" verilmesi gereken çok kolay bir dosyaydı. Sonra kredinin amacını gördüm: Acil pediatrik kalp ameliyatı.
Dosyayı yavaşça kapattım ve Deniz'i arayıp Mert'i içeri almasını söyledim. Kapı açıldı. İçeri girdiğinde onu neredeyse tanıyamıyordum. O eski heybetli sporcu gitmiş, yerine üzerine tam oturmayan kırışık bir takım elbise içinde zayıf ve bitkin bir adam gelmişti. Omuzları, hayatın ağırlığı altında çökmüş gibiydi. Mert başta beni tanımadı.
"Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim," diyerek oturdu. Koltuğumda arkama yaslandım. "Lise iki kimya dersi çok uzun zaman önceydi, değil mi?" dedim sakince.
Mert'in yüzündeki kan çekildi. Gözleri masamdaki isimliğe, sonra yüzüme kaydı. Gözlerindeki umudun söndüğünü gördüm. "Ben... Bilmiyordum." Aniden ayağa kalktı. "Vaktinizi çaldığım için özür dilerim. Gidiyorum."
"Otur," dedim. Sesim sertti ve itaat etti. Geri oturduğunda elleri titriyordu."Sana yaptıklarımı biliyorum," dedi kısık bir sesle. "Zalimdim. Komik olduğunu sanmıştım. Ama lütfen... Bunun cezasını kızıma çektirme."
"Kızın mı?" diye sordum.
"Evet, Leyla sekiz yaşında ve doğuştan kalp kapakçığı sorunu var. Ameliyatı iki hafta sonra. Sigortam ya da bunu karşılayacak hiçbir şeyim yok. Kızımı kaybedemem." Mert o an tamamen yıkılmış görünüyordu.
Masamın köşesinde "Ret" damgası duruyordu. Yanında ise "Onay" damgası. Sessizliğin uzamasına izin verdim.
Mert yutkundu. "Kredi notumun iyi olmadığını biliyorum. Pandemi döneminde sıkıntılar yaşadım. İnşaat sözleşmelerim iptal oldu, o günden beri de toparlanamadım."
Öne doğru eğildim, yüzüne baktım ve krediyi imzalayıp "Onaylandı" damgasını bastım. "Miktarın tamamını onaylıyorum. Faizsiz olarak."
Başını hızla kaldırdı. "Ama," diye devam ettim, basılı bir sözleşmeyi masanın üzerinden ona iterek, "tek bir şartım var. Sayfanın en altına bak."
Sözleşmenin resmi şartlarının altına, kredi talebini okuduktan sonra kendi el yazımla bir madde eklemiştim. "Bunu imzalarsın ya da tek kuruş alamazsın," diye açıkladım.
Mert sayfayı inceledi ve benden ne istediğimi anladığında nefesi kesildi. "Ciddi olamazsın," diye fısıldadı.
"Ciddiyim."