Otuz Yıl Sonra Değişen Hayatlar

Ona, “Otuz yıl içinde, zor bir anımda bana bakıp bir sorunmuşum gibi değil de bir insanmışım gibi davranan ilk kişi sensin. Bu çok değerli,” dedim.
Hâlâ evet dememişti.
Bir toplantıya geldi. Sonra bir başkasına.
Onu değiştiren annesi oldu.
İhtiyacı yokmuş gibi davrandığı o erzakları gönderdikten sonra beni eve davet etti. Küçük bir daire. Temiz. Eskimiş. Kadın hasta görünüyordu ama gözleri keskindi ve benden hiç de etkilenmiş gibi duruyordu.
“Gururludur,” dedi oğlu odadan çıkınca. “Gururlu adamlar bunun adını bağımsızlık koyup ölüp giderler.”
“Fark ettim.”
Elimi sıktı. “Eğer onun için acımak değil de gerçek bir işin varsa, o homurdandığı için sakın geri adım atma.”
Sonrasında otoparkta, Mert kaldırıma oturdu ve boşluğa daktı.
Asıl dönüm noktası buydu.
“Hayatımın artık hep böyle olacağını sanıyordum,” dedi.
Yanına oturdum. “Bu senin hayatındı. Ama geri kalanı böyle olmak zorunda değil.”
Uzun süre bana baktı.
Sonra çok sessizce, “İnsanların benim için bir şeyler yapmasına nasıl izin verilir bilmiyorum,” dedi.
“Biliyorum,” dedim. “Ben de bilmiyordum.”
Kısa süre sonra yeni merkezimizde antrenörlerin eğitilmesine yardım etmeye başladı. Yaralı gençlere mentörlük yaptı. Kimsenin onun kadar açık yüreklilikle konuşamadığı etkinliklerde konuşmacı oldu.
Bir çocuk ona, “Eğer artık oynayamazsam, kim olduğumu bilmiyorum,” dedi.
Mert cevap verdi: “O zaman kimse seni alkışlamıyorken kim olduğunla işe başla.”
Tüm bunlardan aylar sonra bir gece, annem aile albümü için mezuniyet fotoğraflarını isteyince eski bir kutuyu karıştırıyordum. Dans pistindeki fotoğrafımızı buldum ve düşünmeden ofise getirdim.
Masanın üzerinde gördü.
Böylece atmadım.
Kıdemli tasarımcılarımdan biri “Neyi gözden kaçırıyoruz?” diye sordu.
Mert plana baktı ve şöyle dedi: “Her şeyi teknik olarak erişilebilir kılıyorsunuz. Bu, misafirperver olmakla aynı şey değil. Kimse sırf rampa oraya sığıyor diye bir spor salonuna çöp konteynerlerinin yanındaki yan kapıdan girmek istemez.”
Sessizlik.
Sonra proje liderim, “Haklı,” dedi.
Ondan sonra kimse onun neden orada olduğunu sorgulamadı.
Tıbbi yardım daha uzun sürdü. Onu buna zorlamadım. Ona bir uzmanın adını verdim. Altı gün boyunca görmezden geldi. Sonra vardiyada dizi boşaldı ve sonunda onu arabayla götürmeme izin verdi.
Doktor, hasarın silinemeyeceğini ama bir kısmının tedavi edilebileceğini söyledi. Ağrılar azaldı. Hareket kabiliyeti arttı.
“Bunu sakladın mı?”
“Tabii ki sakladım.”
Fotoğrafı dikkatlice eline aldı.
Sonra, “Liseden sonra seni bulmaya çalıştım,” dedi.
Ona bakakaldım. “Ne?”
“Gitmiştin. Birisi ailenin tedavi için taşındığını söyledi. Ondan sonra annem hastalandı ve her şey çok çabuk daraldı, ama denedim.”
“Beni unuttun sanmıştım,” dedim.
Bana sanki hayatında duyduğu en aptalca şeymiş gibi baktı.
“Eylül, bulmak istediğim tek kız sendin.”
Otuz yıllık yanlış zamanlama ve bitmemiş duygular… Beni sonunda paramparça eden cümle bu oldu.
Şimdi birlikteyiz.
Yavaşça. Yaraları olan yetişkinler gibi. Hayatın her an size oyun oynayabileceğini bilen ve aksini iddia ederek vakit kaybetmeyen insanlar gibi.
Annesinin artık düzgün bir bakımı var. Mert inşa ettiğimiz merkezde eğitim programlarını yönetiyor ve üstlendiğimiz her yeni engelsiz projede danışmanlık yapıyor. Bu işte çok iyi, çünkü asla kimseye tepeden bakmıyor.
Geçen ay, toplum merkezimizin açılışında ana salonda müzik çalıyordu.
Mert yanıma geldi, elini uzattı.
“Dans etmek ister misin?”
Elini tuttum.
“Zaten nasıl yapıldığını biliyoruz.”