Protez Bacakla Gelen İhanet

Bir sonbahar sabahı, rehabilitasyon merkezinin açılışından tam bir yıl sonra Ahmet, merkezin bahçesindeki banklardan birinde oturuyordu.

Ağaçlardan dökülen sarı yapraklar rüzgârla savrulurken, içeriden kahkahalar geliyordu. Kimi yeni yürümeyi öğrenen bir gazi, kimi ilk kez protezine alışmaya çalışan genç bir askerdi. Her birinin hikâyesi farklıydı ama hepsinin ortak bir yanı vardı:

Hayat onları yere sermişti.

Ama henüz yenilmemişlerdi.

"Babaaa!"

İki küçük ses aynı anda yankılandı.

Elif ve Zeynep koşarak bahçeye çıktılar. Ellerinde okulda yaptıkları resimler vardı.

"Bak!" dedi Elif.

"Öğretmen ailemizi çizmemizi istedi!" diye ekledi Zeynep.

Ahmet resimlere baktı.

Birinde kendisi, kızları ve anneanneleri vardı. Güneş çizilmişti. Çiçekler çizilmişti. Hepsi el ele tutuşuyordu.

Ahmet gülümsedi.

"Harika olmuş."

"Bir şey eksik mi?" diye sordu Zeynep.

Ahmet başını salladı.

"Hayır."

Çünkü gerçekten eksik değildi.

Bir zamanlar öyle sanmıştı.

Merve gittiğinde hayatının bittiğini düşünmüştü. En yakın dostu ihanet ettiğinde bir daha kimseye güvenemeyeceğini sanmıştı. Hastane odalarında acı çekerken, protez bacağıyla ilk adımlarını atarken, geceleri kızlarının başında sabahlarken defalarca tükenmiş hissediyordu.

Ama şimdi geriye baktığında şunu görüyordu:

Onu yıkan şeyler aslında onu yeniden inşa etmişti.

Akşam üzeri merkezin yeni kabul edilen misafirlerinden biri yanına geldi. Genç adamın yüzünde korku vardı.

"Size bir şey sorabilir miyim?" dedi.

"Tabii."

Adam protez bacağına baktı.

"Bu hayat düzeliyor mu gerçekten?"

Ahmet birkaç saniye sustu.

Yıllar önce aynı soruyu kendisine sormuştu.

Sonra bahçede oynayan kızlarına baktı.

Annesinin pencereden onları izleyişine baktı.

Bir zamanlar kendisini terk edilmiş hissettiği hayatına baktı.

Ve gülümsedi.

"Düzelmiyor," dedi.

Genç adamın yüzü düştü.

Ahmet devam etti:

"Daha iyi oluyor."

Adam şaşkınlıkla ona baktı.

"Çünkü hayat seni eski hâline döndürmüyor. Sana yeni bir hayat kurmayı öğretiyor."

O sırada Elif ve Zeynep koşarak gelip iki yanına oturdular.

"Kalk baba," dediler.

"Neden?"

"Çünkü yarış yapacağız!"

Ahmet kahkaha attı.

"Benim tek bacağım var."

Elif omzunu silkti.

"Olsun. Sen yine de kazanıyorsun."

Ahmet bir an gözlerini kapattı.

Bir zamanlar boş bir evde, iki bebeği kucağında tutarken verdiği sözü hatırladı:

"Hiçbir yere gitmiyorsunuz. Ben de gitmiyorum."

Sözünü tutmuştu.

Ayağa kalktı.

Kızlarının ellerini tuttu.

Ve üçü birlikte gün batımına doğru koşmaya başladılar.

Çünkü bazı insanlar kaybettikleriyle hatırlanır.

Bazıları ise kaybettiklerinden sonra kurdukları hayatla.

Ahmet artık ikinci gruptaydı.

Ve sonunda biliyordu:

Gerçek zafer, seni terk edenlere ne kadar yükseldiğini göstermek değil...

Seni sevenlerle birlikte huzur içinde yaşayabilmekti.