Tatil Beklentisi ve Gerçekliği

07:00 — Çocukları kahvaltıya götür.

09:00 — Havuz nöbeti.

13:00 — Burak’ın uykusu ve çamaşırlar.

17:00 — Banyo ve akşam yemeği hazırlığı.

20:00 — Biz dışarı çıkarken çocukların başında dur.

İki kez okudum, sonra başımı kaldırdım. "Bu ne?"

Selim burnundan soludu ve gözlerini kaçırdı. "Anne, sonunda biraz dinlenmeye ihtiyacımız var. Çocuklar senin sözünü dinliyor."

Jale hafifçe güldü. "Lütfen şaşırmış gibi yapma Leyla Hanım. Seni buraya zaten bu yüzden getirdik!"

Bu sözler yüzüme inen bir tokat gibiydi. Torunlarıma bakmaktan asla gocunmam. Onları çok seviyorum. Eğer Selim ve Jale dürüstçe rica etselerdi, yine valizimi toplar gelirdim. Ama denizi bir yem olarak kullanmışlardı.

O sırada Mert halıya bakarak fısıldadı: "Babam dedi ki, babaannem aslında tatilde değilmiş. O buraya yardımcı olarak gelmiş."

Jale hemen oğlunun adını sertçe söyledi, Mert sustu. Sonra bana döndü:

"Yerini bilmelisin, Leyla Hanım."

Kağıdı nazikçe katladım. "Haklısın. Yerimi bilmem gerekirdi."

Sonra valizimi aldım ve tek kelime etmeden odama çıktım. İnsanlar sakinliği genellikle teslimiyetle karıştırırlar. Bir oğlunu tek başına büyütmüş, kocasını toprağa vermiş ve sessizliğin bir dersin başlangıcı olabileceğini anlayacak kadar yaşamış bir kadınla hiç karşılaşmamışlardı.

Otelin yatağının kenarına oturdum ve balkon kapısından gelen denizin sesini dinledim. Dürüst olmak gerekirse bu ses şu an çok kaba geliyordu; oğlum ve karısı beni otel havlulu, ücretsiz bir bakıcıya dönüştürmüşken bunca güzelliğin orada öylece durması...

Rahmetli kocam Cevdet’i düşündüm. Bir gün beni denize götüreceğine dair söz verirdi. Öyle bir söylerdi ki sanki gezi zaten hazırdı da sadece bir tarih bekliyorduk. Hayatın onun için başka planları varmış.

Programa tekrar baktım ve güldüm. Oğlum ve karısı benim sömürülmemi maddeler halinde organize etmişlerdi.

Telefonumu aldım ve hem kalp kırıklığımı hem de gösterişli bir intikam ihtiyacımı anlayacak tek kadın grubunu aradım: Altın Kızlar.

Bu onların resmi adı değildi tabii ama öyle olmalıydı. Kiliseden değil de mahallemizin kuran kursu ve gün grubundan arkadaşlarımdı bunlar; bir keresinde yardım gecesinde aynı tip şapkalar takıp fazla kaçan meyve suları ve "Mavi Boncuk" şarkısıyla tüm mahallenin sosyal yapısını değiştirdikleri için kendilerine bu adı takmışlardı.

Jülide ikinci çalışta açtı. "Leyla," dedi, sesi şimdiden şüpheliydi. "Neden bu kadar sakinsin?"

Ona her şeyi anlattı. Üç saniyelik bir sessizlik oldu.

"Bana otelin adını mesaj at," dedi sadece.

Mesajı attım ve o gece harika bir uyku çektim.

Ertesi sabah tam vaktinde kapım yumruklanmaya başladı. Önce Selim’in sesini duydum: "Anne?"

"Leyla Hanım! Nasıl cüret edersin?" diye bağırdı Jale.

Kapıyı yavaşça açtım.
Selim ve Jale’nin arkasında, koridor boyunca yayılan ve lobiye kadar taşan altı tane yaşlı kadın duruyordu. Hepsi aynı tip pembe vizörlü şapkalar, dev güneş gözlükleri ve hava durumunu bile şaşırtacak kadar bağıran çiçekli elbiseler içindeydi.

Jülide’nin elinde bir karaoke makinesi, Müzeyyen’in elinde soğutucu bir çanta, Fatma’nın elinde ise kahvaltıdan önce nasıl bulduysa artık bir çift marakas vardı.

Lobi bir anda sessizleşti. Herkes bir gösteri olacağını sezmişti.

Jülide, Selim ve Jale’ye parmak salladı: "Hanginiz kendi öz annesini buraya bedava işçi olarak davet etti bakayım?"

Resepsiyondaki görevli, öksürükle gizlemeye çalıştığı bir boğulma sesi çıkardı.

"Bunları sen mi çağırdın?" Jale bana döndü.

"Yerimi bilmem gerektiğini söyledin," diye cevap verdim. "Arkadaşlarımla daha iyi bileceğimi düşündüm."