Teyzesinin Sakladığı Planı Ortaya Çıktı

“Sebastian böyle devam ederse karar vermek zorunda kalacak,” dedi Vanessa fısıltıyla. Karşısındaki kişi telefondaydı. Elena kapının yanında dondu kaldı. Vanessa, onu fark etmemişti.“Hayır,” diye devam etti. “Doktor yine mide hassasiyeti diyecek. Ben hallederim. Ama vakfın belgeleri bugün imzalanmalı. Diego bu haldeyken Sebastian mantıklı düşünemez.” Elena’nın eli havluların üzerinde kasıldı.Vakfın belgeleri mi? Bebek kan kusarken bu kadın hangi belgeden bahsediyordu? Tam o sırada Diego yeniden acıyla inledi. Elena içeri girdi. Vanessa hemen telefonu kapattı. Yüzüne yine o kusursuz endişe maskesini taktı. “Çabuk,” dedi Elena’ya. “Havluları ver.” Elena havluları Sebastian’a uzattı. Sebastian’ın elleri titriyordu. Diego küçücüktü. Yüzü bembeyazdı. Dudaklarının kenarında kan vardı. Elena o an kendi kızı Lily’yi düşündü. Gece nefes alamadığında onun da dudakları böyle solardı. Bir annenin kalbi, başka bir çocuğun acısını da kendi çocuğu gibi duyardı. Kısa süre sonra özel doktor geldi. Dr. Keller. Gri saçlı, pahalı takım elbiseli, aceleci bir adamdı. Bebeği muayene etti. Sebastian’a bazı tıbbi terimler söyledi. “Reflü.” “Mukoza tahrişi.” “Gıda hassasiyeti.” “Stres.” Elena kapının yanında sessizce duruyordu. Stres mi? Sekiz aylık bebek neyin stresini yaşayacaktı? Vanessa doktorun her sözünü başıyla onaylıyordu. “Gördün mü Sebastian?” dedi yumuşakça. “Ben sana söyledim. Diego’nun bünyesi zayıf. Belki daha steril, daha kontrollü bir bakım ortamı gerekir.” Sebastian başını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?” Vanessa gözlerini yere indirdi. Sanki söylemek istemiyormuş gibi yaptı. “Belki birkaç haftalığına özel bir bebek kliniği. İsviçre’de çok iyi bir merkez var. Hem sen de bu şirket birleşmesine odaklanabilirsin.” Sebastian’ın yüzü sertleşti. “Oğlumu benden uzak bir kliniğe göndermeyeceğim.” Vanessa hemen elini onun koluna koydu. “Ben sadece onun iyiliğini düşünüyorum.” Elena o dokunuşa baktı. Kusursuz görünüyordu. Ama içinde bir şey ona bunun sevgi olmadığını söylüyordu. Bu bir baskıydı. Yumuşak sesle yapılan bir baskı. Doktor gittikten sonra bebek odası toparlandı. Sebastian Diego’yu uzun süre kucağında tuttu. Vanessa birkaç kez almak istedi. “Sen dinlenmelisin,” dedi. Sebastian bırakmadı. “Ben babasıyım.” Bu cümle Vanessa’nın yüzünde bir saniyelik gölge oluşturdu. Sonra kayboldu. Öğlene doğru Diego biraz sakinleşti. Elena mutfağa indi. İlk iş kahvaltı hazırlaması gerekiyordu ama aklı yukarıdaydı. Bebek odasındaki metalik koku, Vanessa’nın fısıltısı, doktorun fazla kolay açıklamaları… Hepsi kafasında dönüp duruyordu. Saat 11.30 civarı, bebek bakıcısı izinli olduğu için Vanessa mutfağa indi. Elinde Diego’nun biberonu vardı. “Bunu yıka,” dedi Elena’ya. “İyice. Bebek eşyaları konusunda çok hassasım.” Elena biberonu aldı. Vanessa’nın parmakları biberonu bırakırken bir an fazla sıkı durdu. Sanki sadece bir eşya değil, bir sır veriyordu. Elena lavabonun başına geçti. Sıcak suyu açtı. Biberonu sökmeye başladı. Ve işte o anda bir şey fark etti. Biberonun silikon ucunun iç kısmında, neredeyse görünmeyecek kadar ince kırmızımsı bir halka vardı. Kan gibi değildi. Daha mat. Daha koyu. Sanki çok küçük bir toz, sütle karışıp kenara yapışmıştı. Elena’nın kalbi hızlandı. Biberonu suyun altına tutmak üzereyken durdu. Yıkamadı. Çünkü yıllarca lokantalarda çalışırken bir şeyi öğrenmişti: Bazen en küçük kalıntı, en büyük gerçeği söyler. Hemen mutfak tezgâhındaki temiz bir peçeteyi aldı. Biberonun ucunu dikkatlice sardı. Sonra başka bir biberon alıp yıkıyormuş gibi yaptı. Vanessa mutfağın kapısından onu izliyordu. “Temizledin mi?” Elena başını eğdi. “Evet hanımefendi.” Vanessa’nın gözleri birkaç saniye onun üzerinde kaldı. “Bu evde meraklı personel uzun süre kalamaz Elena.” Elena’nın ensesinden soğuk bir ürperti geçti. “Ben sadece işimi yapıyorum.” “Öyle kal.” Vanessa çıktıktan sonra Elena derin bir nefes aldı. Peçeteye sardığı biberon ucunu önlüğünün cebine sakladı. O gün boyunca sessiz kaldı. Ama gözleri açıktı. Vanessa’nın Diego’nun odasına her girişini izledi. Her şişeyi. Her mamayı. Her küçük kaşığı. Akşamüstü Sebastian evden çıkmadan önce mutfağa uğradı. Yüzü yorgunluktan çökmüştü. “Elena, oğlum için hafif bir sebze püresi hazırlar mısın? Doktor sadece birkaç kaşık denememizi söyledi.” “Tabii efendim.” Sebastian çıkacak gibi oldu. Elena’nın içindeki ses bağırdı. Şimdi söyle. Ama nasıl? İlk gününde zengin bir malikanede yeni işe başlamış bir aşçıydı. Karşısında milyoner bir adam vardı. Onun ölen eşinin kız kardeşini mi suçlayacaktı? Elinde sadece bir biberon ucu vardı. Ama sonra Diego’nun kanlı dudakları gözünün önüne geldi. Elena sessiz kalırsa, belki yarın o bebek yine kan kusacaktı. Belki bu kez uyanamayacaktı. “Sebastian Bey,” dedi. Adam durdu. “Evet?” Elena’nın sesi titredi. “Size göstermek istediğim bir şey var. Ama lütfen önce beni kovmayın.” Sebastian kaşlarını çattı. “Ne oldu?” Elena cebinden peçeteyi çıkardı. Dikkatle açtı. “Bu sabah Diego’nun biberonundaydı. Yıkamam söylendi ama… içime sinmedi.” Sebastian biberon ucuna baktı. “Bu ne?” “Bilmiyorum. Ama mama kalıntısı gibi değil.” Sebastian’ın gözleri sertleşti. “Bunu nereden aldın?” “Vanessa Hanım verdi. Yıkamamı istedi.” O anda mutfaktaki hava ağırlaştı. Sebastian hiçbir şey söylemedi. Sadece biberon ucunu peçeteyle birlikte aldı. “Kimseye söyleme,” dedi. Elena başını salladı. “Bir de…” Sebastian yeniden ona baktı. Elena yutkundu. “Bu sabah Vanessa Hanım’ın telefonla konuştuğunu duydum. ‘Belgeler bugün imzalanmalı’ dedi. ‘Diego bu haldeyken Sebastian mantıklı düşünemez’ dedi.”Sebastian’ın yüzünden kan çekildi. Bir an duvara bakar gibi oldu. Sonra çok sakin bir sesle konuştu. “Bu evde güvenebileceğim kaç kişi kaldı bilmiyorum. Ama sen bugün oğlumun hayatını kurtarmış olabilirsin.” Elena’nın boğazı düğümlendi. Sebastian hemen özel laboratuvarla çalışan avukatını aradı. Biberon ucu o gece gizlice test için gönderildi. Ayrıca Sebastian, evin güvenlik sistemine erişimi olan eski arkadaşı ve siber güvenlik uzmanı Murat’ı çağırdı. Murat gece yarısı geldi. Malikaneye arka kapıdan alındı. Sebastian, Elena’yı da çalışma odasına çağırdı. “Gördüğün, duyduğun her şeyi anlat,” dedi. Elena anlattı. Vanessa’nın sesi. Doktorun tavrı. Biberon. Kırmızımsı halka. Ve en önemlisi Vanessa’nın Diego’ya bakarken gözlerinde gördüğü o boşluğu. Murat güvenlik kayıtlarını açtı. Başta her şey normal görünüyordu. Ama bebek odasının kamerasında belirli saatlerde boşluklar vardı. Tam da Diego’nun biberonla beslendiği saatlerde. Murat ekrana yaklaşarak fısıldadı: “Birisi kayıtları kesmiş ama tamamen silememiş. Amatör değil. İçeriden biri şifreleri biliyor.” Sebastian’ın sesi buz gibi çıktı. “Vanessa güvenlik şifresini biliyor.” “Başka kim biliyor?” Sebastian bir an durdu. “Dr. Keller. Caroline hastayken acil erişim vermiştik. Sonra iptal etmeyi unuttum.” Murat ona baktı. “Doktoru da listeye ekleyelim.” O gece Sebastian uyumadı. Diego’nun beşiğinin yanında oturdu. Oğlu sakin nefesler alıyordu. Minicik yumruğu babasının parmağını tutmuştu. Sebastian’ın gözleri doldu. “Baban seni koruyamadı,” diye fısıldadı. “Ama artık koruyacak.” Kapının arkasında Elena bu sözleri duydu. Ve kendi kendine aynı şeyi düşündü: Bu evde birileri gerçekten çocuğu öldürmeye çalışıyordu. Ertesi sabah her şey normalmiş gibi sürdü. Vanessa kahvaltıda inci küpelerini takmış, kusursuz saçlarıyla masaya oturmuştu. “Dün gece uyuyabildin mi?” diye sordu Sebastian’a. “Biraz.” “Bence bugün vakıf belgelerine bakmalıyız. Caroline’ın anısını yaşatmak için bu çok önemli.” Sebastian kahvesini karıştırdı. “Ne belgesi?” Vanessa çok doğal görünmeye çalıştı. “Diego’nun sağlık giderleri ve miras fonu için geçici yönetim yetkisi. Avukatlar bekliyor. Senin işlerin yoğun. Ben onun teyzesi olarak bazı kararları daha hızlı alabilirim.” Sebastian ona baktı. “Sen Diego’nun annesi değilsin.” Vanessa’nın eli kahve fincanında dondu. “Bunu söylemen çok acımasızca.” “Gerçek bazen acımasızdır.”