BÖLÜM 2 O gün Murat ile Zeynep’in doktora gideceklerini söylediler. Sabah erkenden evden çıktılar, Elif’i bana bırakarak. Kapı kapanır kapanmaz torunum odama geldi. Yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu. —Anneanne… sana bir şey göstermem lazım. —Ne oldu kızım? —Lütfen benimle gel. Onu koridorda takip ettim. Her adımı sanki zorla atıyordu. Evin arka tarafındaki kilitli kapının önünde durdu. Kazak cebinden küçük bir anahtar çıkardı. —Bunu babam bilmiyor. Kopyasını yaptırdım. —Elif, bu doğru değil… —Lütfen anneanne. Görmelisin. Anahtar döndü. Kapı açıldı. Nefesim kesildi. Burası bir çalışma odası değildi. Duvarlar ses yalıtımlı panellerle kaplanmıştı. Kalın perdeler, duyusal oyuncaklar, renkli toplar, yumuşak ışık veren lambalar ve korkuluklu bir yatak vardı. Raflarda etiketli dosyalar duruyordu: “terapiler”, “tıbbi raporlar”, “günlük rutin”, “kriz anları”. Yerde, halının üzerinde yaklaşık on beş yaşlarında bir kız oturuyordu. Uzun siyah saçları vardı, büyük gözleri sakindi. Elinde tahta bir parçayı çevirip duruyordu. Bizi görünce başını kaldırdı ama konuşmadı. —Bu kim? —dedim, sesim titreyerek. Elif yutkundu. —Ablam… adı Lale. —Senin ablan yok. —Var anneanne. Annemin kızı. O benim ablam. Dizlerimin bağı çözüldü. —Murat bana Zeynep’in çocuğu olmadığını söylemişti… —Babam yalan söyledi. Bu söz içimi bıçak gibi kesti. —Neden? Elif ağlamaya başladı. —Sen engelli bir çocuğun yük olduğunu söylemiştin. Kan bağı olmayanın aile olmadığını söylemiştin. Babam, Lale’yi öğrenirsen onu evden kovarsın diye korktu. O an her şey geri döndü. Söylediğim ağır sözler, gururum, Murat’ın yüzündeki o kırık ifade… Hepsi benim yüzümden bir korkuya dönüşmüştü. Duvara yaslandım. —Lale… bütün bu zaman burada mıydı? —Evet. —Kilitleyerek mi? —Hayır. Bu oda onun güvenli alanı. Gürültü ve ışık ona zarar veriyor. Burada daha sakin. Elif Lale’nin yanına oturdu, elini tuttu.Lale otizmli, anneanne. Konuşamıyor ama çok şey anlıyor. Sadece huzura ihtiyacı var. O an tüm parçalar yerine oturdu: gizlenen yemekler, fazladan kıyafetler, gece sesleri, Murat’ın yorgunluğu, Zeynep’in sessiz gözyaşları… —Peki sen… neden banyoda ders çalışıyordun? —diye sordum. Elif gözlerini sildi. —Kalem sesi ve sayfa hışırtısı ona acı veriyor. Bazen kriz geçiriyor, kendine zarar veriyor. Banyonun kapısı kalın. Ses dışarı çok çıkmıyor. On iki yaşındaki torunum, hiç tanımadığı bir ablayı korumak için kendini banyoya kapatmıştı. Ben ise onu bilmeden yargılamıştım. Lale küçük bir oyuncak bıraktı ve bir defter aldı. İçini açtı. Bir resim vardı: Murat, Zeynep, Elif ve Lale el ele. Hepsi gülümsüyordu. Köşede ise tek başına duran bir kadın vardı. Elif fısıldadı: —O sensin anneanne… Lale seni böyle çiziyor. Her gün soruyor seni. Ağzımı kapattım. Gözyaşlarım durmadı. —Allah’ım… ben ne yaptım? Lale bana baktı. Yavaşça elimi uzattım. Korkutmaktan çekiniyordum. —Beni affet Lale… Seni görmezden geldim. Seni bilmeden yargıladım. Lale cevap vermedi. Ama başını hafifçe elime yasladı. Küçük bir gülümseme belirdi yüzünde. Elif ağlayarak güldü: —Seni sevdi… Lale nadiren yeni insanlara böyle yaklaşır. Dizlerimin üzerine çöktüm. Lale’yi dikkatle kucakladım. Elif de bize katıldı. Üçümüz yerde, sessizce ağladık. Tam o anda kapı açıldı. —Geldik! Elif? —diye seslendi Murat. Saniyeler içinde merdivenleri çıktı. Kapı açık odayı görünce durdu. Zeynep arkasındaydı. Beni Lale’yi sarılmış halde görünce ikisi de dondu. —Anne… —dedi Murat, sesi titreyerek. Zorla ayağa kalktım. —Murat… özür dilerim. Hepsi benim yüzümden. Zeynep hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Murat bir an sessiz kaldı. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. Ve ben her şeyi bildiğimi sanırken, oğlum yıllardır sessizce taşıdıkları gerçeği anlatmaya başladı.