Tüm gerçeği bilmen gerekiyor

Sesim titriyordu. “NE GERÇEĞİ? NELER OLUYOR ALLAH AŞKINA?!” Kerem gözlerini kaçırdı. Yüzü solgundu, günlerdir uyumamış gibiydi. “Lütfen sesini yükseltme,” dedi. “Sana her şeyi anlatacağım. Ama önce şunu bilmelisin... Düğün gününde gerçekten ölmedim.” Bir an nefes alamadım. “Bu imkânsız. Seni hastaneye götürdüler. Cenaze yapıldı. Seni toprağa verdik!” Kerem başını eğdi. “Toprağa verilen ben değildim.” Dünya başıma yıkılmış gibiydi. “Bana yalan mı söylüyorsun?” “Hayır. Sana yalan söyledim ama şu an değil.” Otobüs karanlık yolda ilerlerken Kerem anlatmaya başladı. Ailesi ülkenin en zengin iş insanlarından biriydi. Ancak yıllar önce aile şirketinde büyük bir yolsuzluk ortaya çıkmıştı. Kerem bunu öğrenince polise gitmek istemiş, babası ise onu susturmaya çalışmıştı. “Kanıtları teslim etmeye hazırlanıyordum,” dedi. “Ama beni tehdit ettiler. Önce beni, sonra da seni.” Kanım dondu. “Beni mi?” “Evet. Düğünden birkaç gün önce senin fotoğraflarını gönderdiler. Nerede çalıştığını, eve hangi saatte döndüğünü biliyorlardı.” “Bunu neden bana anlatmadın?” “Çünkü seni korumaya çalışıyordum.” Gözlerim doldu. “Beni korumak mı? Bir hafta boyunca öldüğüne inanmamı sağlayarak mı?” Kerem’in sesi çatladı. “Biliyorum. Beni affetmeyeceksin belki. Ama başka seçeneğim yoktu.” Meğer düğün günü planlanmış bir operasyon yürütülüyormuş. Yetkililer, ailesinin işlediği suçları ortaya çıkarmak için Kerem’i gizli koruma programına almıştı. Salonda bayılması sahteydi. Hastaneye götürülürken herkesin gözleri önünde ortadan kaybolmuştu. Cenaze ise kapalı tabutla yapılmıştı. Birkaç kişi dışında kimse gerçeği bilmiyordu. “Peki şimdi neden geldin?” diye sordum. “Çünkü her şey bitti.” Cebinden küçük bir dosya çıkardı. “Bu sabah aile şirketine operasyon yapıldı. Babam ve ortakları tutuklandı.” Otobüsün camından dışarı baktım. Bir haftadır yaşadığım acı, öfke ve özlem birbirine karışmıştı. “Bana güvenmem gerekiyordu,” dedim. “Biliyorum.” “Hayatımın en kötü günlerini yaşadım.” “Biliyorum.” “Ve seni affetmek için zamana ihtiyacım var.” Kerem gözlerini kapattı. “Bunu hak ediyorum.” Otobüs sessizce ilerlemeye devam etti. Saatler sonra küçük bir kasabada indik. Bir kafede sabaha kadar konuştuk. İlk kez bana ailesini, çocukluğunu ve yıllardır taşıdığı korkuları anlattı. Ben de ona, mezarının başında nasıl ağladığımı anlattım. Güneş doğarken ikimiz de değişmiştik. Eskisi gibi değildik. Ama hâlâ birbirimizi seviyorduk.Aylar geçti. Kerem, soruşturmalarda ifade verdi. Ailesinin kurduğu suç ağı tamamen ortaya çıkarıldı. Biz ise ilişkimizi yeniden kurmaya çalıştık. Kolay olmadı. Bazı geceler hâlâ öfkeleniyor, bazı geceler onun gerçekten yanımda olduğuna inanmakta zorlanıyordum. Ama Kerem hiçbir zaman kaçmadı. Her soruma cevap verdi. Her kırgınlığımı sabırla dinledi. Bir yıl sonra, aynı tarihte, aynı salona tekrar gittik. Bu kez gösterişli bir düğün yoktu. Sadece birkaç dostumuz ve sevdiklerimiz vardı. Nikâh memuru bize dönüp: “Birbirinizi eş olarak kabul ediyor musunuz?” diye sordu. Kerem gözlerimin içine baktı. Bu kez hiçbir sır yoktu. “Evet,” dedi. Ben de gülümseyerek cevap verdim: “Evet.” İmzaları attıktan sonra elimi tuttu. “Bu kez sonuna kadar yanında kalacağıma söz veriyorum.” Salon alkışlarla dolarken gözlerim doldu. Çünkü bazen gerçek aşk, kusursuz bir başlangıçla değil; en büyük yalanların, korkuların ve kayıpların ardından bile yeniden birbirini seçebilmekle ilgiliydi. Ve bu kez, hikâyemiz gerçekten başlıyordu.