Üç Gün Ömrü Kalan 18 Yaşındaki Hastamla Evlendim

Kutunun içinde, yıllardır kayıp sandığım küçük bir fotoğraf vardı. Fotoğraftaki çocuk bendim. En fazla on yaşındaydım. Üzerimde eski, lacivert bir kazak vardı. Yanımda ise beyaz saçlı, güler yüzlü bir adam duruyordu. İkimiz küçük bir hastane bahçesinde oturuyorduk. Adam, tıp fakültesinde okumam için bana ilk kez cesaret veren, yıllar önce kaybettiğim öğretmenim Kemal Bey'di. Fotoğrafın arkasında tanıdık bir el yazısı vardı. “İnsan bazen bir hayatı kurtaramaz ama o hayatın içinde bir ışık yakabilir.” Dizlerimin bağı çözüldü. Arabanın kapısına yaslandım. Seçil endişeyle koluma dokundu. “İyi misin?”“Bu fotoğraf İlke'de ne arıyordu?” Seçil'in gözleri doldu. “Çünkü senin kim olduğunu, sen onu tanımadan çok önce biliyordu.” Kutunun içinde fotoğrafın altında küçük bir defter, birkaç mektup ve üzerinde tarih yazan katlanmış bir kâğıt vardı. Ellerim titrediği için hiçbirini açamadım. Seçil yanıma oturdu. “İlke sana bunları kendisi anlatmak istedi. Ama son günlerinde yeterince güçlü değildi. Bir de senin ona acımanı istemiyordu.” “Ne anlatmak istedi?” “Önce eve git. Sonra defteri oku. Her şeyi anlayacaksın.”O akşam evime döndüğümde kutuyu masanın üzerine koydum. Dışarıda yağmur yağıyordu. Saatlerce karşısında oturdum. Sonunda defterin ilk sayfasını açtım. “Sevgili Ulaş, bu satırları okuyorsan artık yanında değilim. Ama lütfen üzülürken bile kendini suçlama. Sana anlatamadığım bir hikâye var. Aslında yıllar önce başlamış bir hikâye.” İkinci sayfada çocukluğumdan bir ayrıntı vardı. Babam geçirdiği ciddi bir rahatsızlık yüzünden uzun süre çalışamamıştı. Annem evlere temizliğe gidiyordu. Ben ise okuldan çıkınca mahallemizdeki küçük kırtasiyede yardım ediyordum. Doktor olmak istiyordum ama ailemin maddi durumunu bildiğim için bunu yüksek sesle söylemeye utanıyordum.Bir gün öğretmenim Kemal Bey beni hastanede ziyaret ettiği babamın yanına götürmüştü. Bahçede otururken bana, “İmkânların bugün sınırlı olabilir Ulaş, ama hayallerini bugünün şartlarıyla ölçme,” demişti. O fotoğraf o gün çekilmişti. Kemal Bey daha sonra hayatını kaybetmiş, birkaç yıl içinde ailesi başka bir şehre taşınmıştı. Fotoğrafın varlığını bile unutmuştum. Defterde ilerledikçe bilmediğim bağlantı ortaya çıktı. Kemal Bey, İlke'nin dedesiydi. Kalbim hızla çarpmaya başladı. İlke çocukken dedesinin sakladığı eski bir fotoğraf albümünü bulmuştu. Albümde benim fotoğrafımın yanında, Kemal Bey'in tuttuğu notlar bulunuyordu. Öğretmenim, ailesine eğitimine destek olmaya çalıştığı öğrencilerinden söz edermiş. Defterin bir sonraki sayfasında İlke şöyle yazmıştı: “Dedem bir gün bana bir çocuktan bahsetmişti. Ailesinin parası yokmuş ama o çocuk doktor olmak istiyormuş. Dedem onun gözlerinde öyle büyük bir kararlılık gördüğünü söylemişti ki yıllar sonra bile unutamamış. Fotoğrafını saklamış. Ben de o çocuğun hayaline ulaşıp ulaşmadığını hep merak ettim.” Bir sonraki satırda durdum.