Üç Yaşındaki Kızımı Kadınlar Tuvaletine Götürdüm

'Erkekler kadınlar tuvaletine giremez. Bunu bilmiyor musunuz?' Bu kez araya kadın personel girdi. 'Normal koşullarda mahremiyetin korunması gerekiyor. Ancak aile tuvaletimiz arızalı. Erkekler tuvaletindeki kabinin kilidi de bozuk. Küçük çocuklarıyla gelen ebeveynler için yeterli düzenlemeyi sağlayamamışız.' 'Yani yaptığı doğru mu?' 'Beyefendinin içeride bulunmasının diğer kullanıcılar açısından endişe yaratabileceğini anlıyoruz. Bu yüzden böyle durumlarda personelden yardım istenmesi en uygun yol. Ama anlattıklarını da dinlemeliyiz.' Kadın bir an sustu. Sonra küçümseyerek bana döndü. 'Her şey için bir açıklamanız var. Annesinin nerede olduğunu bile bilmiyoruz.' İnci'nin elleri yeniden titremeye başladı. Bu kez ayağa kalktım. 'Yeter artık,' dedim. 'Eşimin sağlık durumunu size kanıtlamak zorunda değilim. Kızımı neden yanımda getirdiğimi de açıklamak zorunda değilim. Benim tek istediğim, küçük bir çocuğun tuvalet ihtiyacını karşılayabilmesiydi.' Kadın cevap vermeye hazırlanıyordu ki İnci araya girdi. 'Annem hasta değil,' dedi incecik sesiyle. 'Annemin bacağı kırıldı. Doktor iyileşecek dedi.' Koridorda derin bir sessizlik oldu. Kızım devam etti. 'Babam sabah bana kahvaltı yapıyor. Saçımı tarıyor. Anneme de ilaçlarını getiriyor. Babam kötü biri değil.' Sanki biri göğsüme ağır bir taş bırakmıştı. İnci'yi kucağıma alıp alnını öptüm. 'Biliyorum, canım.' Kadın gözlerini başka tarafa çevirdi. Ama özür dilemedi. O sırada bastonlu yaşlı hanım yanımıza yaklaştı. 'Ben de bir şey söyleyebilir miyim?' diye sordu. Cemal başını salladı. 'Buyurun, teyzeciğim.' 'Bu baba içeri girmeden önce defalarca seslendi. Çocuğun çok sıkıştığı belliydi. Ben de kapının önündeydim. Kimseden cevap gelmeyince içeri girdiler.' Kadın itiraz etti. 'Ben bunları nereden bilebilirdim?' Yaşlı hanım sakin ama kararlı bir sesle karşılık verdi. 'Bilemezdiniz. O yüzden önce sormalıydınız. Bir insanı tanımadan kötü niyetli ilan etmek doğru değil.' Kadın yüzünü buruşturdu. 'Ben sadece güvenliğimizi düşündüm.' 'Güvenliği düşünmek iyidir kızım. Ama şu küçücük çocuğu ağlatmak kimseyi daha güvenli yapmadı.' Bu sözlerden sonra kimse hemen konuşmadı. Ben hâlâ öfkeliydim. Sadece kendim için değil, kızımın yaşadığı korku için de. Çünkü İnci o güne kadar bir yabancının babasına böyle bağırabileceğini görmemişti. Cemal bizi danışmanın yanındaki küçük bekleme odasına davet etti. 'İsterseniz yaşadıklarınızla ilgili yazılı başvuru oluşturabilirsiniz,' dedi. 'Ayrıca kurum yönetimine tuvaletlerin durumu hakkında bilgi vereceğim.' 'Öncelikle kızımın sakinleşmesini istiyorum.' 'Elbette.' Bir görevli su ve birkaç kâğıt mendil getirdi. İnci bardağı iki eliyle tutup içmeye başladı. Telefonum o sırada çaldı. Arayan Şebnem'di. 'Altan, işleminiz bitti mi? İnci nasıl?' Eşimin sesini duyunca boğazım düğümlendi. 'İyiyiz,' dedim. 'Biraz tatsız bir olay yaşadık.' Şebnem hemen endişelendi. 'Ne oldu? İnci'ye bir şey mi oldu?' 'Hayır, güvende. Merak etme.' Kızım telefonu elimden aldı. 'Anneciğim, bir teyze babama çok bağırdı.' Şebnem birkaç saniye sessiz kaldı. 'Sana da mı bağırdı, kuşum?' 'Evet. Ben yaramaz değilim, değil mi?' 'Kesinlikle değilsin. Sen benim akıllı kızımsın. Baban da seni çok seviyor.' İnci biraz rahatladı. 'Tamam anneciğim. Eve gelince sana anlatacağım.' Telefonu geri aldığımda Şebnem'in sesi titriyordu. 'Altan, ne olduysa anlat.' Ona kısaca yaşadıklarımızı söyledim. Her şeyi dinledikten sonra yalnızca bir soru sordu. 'Peki sen nasılsın?' İşte o anda bütün gün güçlü görünmeye çalışırken kendimi ne kadar yorduğumu fark ettim. 'Bilmiyorum,' dedim. 'Sanırım çok yoruldum.' Şebnem yumuşak bir sesle konuştu. 'İki aydır ikimize de yetişmeye çalışıyorsun. Bugün yaşadıkların seni kötü bir baba yapmaz. Lütfen kendini suçlama.' 'İnci'nin korkmasına engel olamadım.' 'Ama yanında kaldın. Onu korudun, sakinleştirdin. Önemli olan da bu.' Telefonu kapattıktan sonra bir süre sessizce oturdum. Derken danışmada çalışan kadın görevli yanımıza geldi. 'Altan Bey, ehliyet yenileme sıranız geçti. Ama işleminizi tamamlayabilmeniz için size yeniden sıra oluşturduk. Hazır olduğunuzda yardımcı olacağız.' Teşekkür ettim. Ardından kurumun idari sorumlusu olduğunu söyleyen bir bey geldi. Önce İnci'nin iyi olup olmadığını sordu. Sonra beklemediğim bir açıklama yaptı. 'Aile tuvaletinin birkaç gündür arızalı olduğunu öğrendim. Diğer kabindeki kilit sorunu da bugün bildirilmiş. Bunların çözülmesi gerekiyordu. Yaşadığınız güçlük için özür dileriz.' 'Ben sizden özel bir ayrıcalık istemiyorum,' dedim. 'Sadece benim durumumdaki başka bir ebeveyn aynı çaresizliği yaşamasın.' 'Haklısınız. Arızaların giderilmesi için bakım birimine acil bildirim oluşturduk. Ayrıca geçici olarak danışmadan yardım sağlanmasına ilişkin yönlendirme yapılacak.' Bu sözler bana biraz olsun rahatlık verdi. Çünkü mesele yalnızca benim başıma gelenler değildi. Bir baba küçük kızıyla dışarı çıktığında, bir anne oğluna yardım etmek zorunda kaldığında ya da engelli bir vatandaş uygun tuvalet bulamadığında aynı çıkmaza düşmemeliydi. İşlemimizi tamamlamaya hazırlanırken koridordan o kadının sesi duyuldu. Bu kez bağırmıyordu. 'Beyefendi, bir dakika konuşabilir miyiz?' Başımı çevirdim. Kadın birkaç adım ötede duruyordu. Yanında güvenlik görevlisi yoktu. 'Ne söylemek istiyorsunuz?' Gözleri İnci'ye kaydı. 'Sanırım durumu yanlış değerlendirdim.' Sessizce bekledim. 'Bir erkeği kadınlar tuvaletinde görünce korktum. Daha önce rahatsız edici bir durum yaşamıştım. O yüzden tepki verdim.' 'Korkmanızı anlayabilirim,' dedim. 'Ama siz beni dinlemediniz. Üstelik kızımın önünde hakkımda korkunç şeyler söylediniz.' Kadının bakışları yere indi. 'Haklısınız. Söylediklerim yanlıştı. Özür dilerim.' Sonra İnci'ye döndü. 'Senden de özür dilerim, küçük hanım. Seni korkutmamalıydım.' İnci cevap vermedi. Yüzünü omzuma yasladı. Kadın hafifçe başını eğip uzaklaştı. Ona daha fazlasını söylemedim. Çünkü özrünü kabul etmeye hazır olmak zorunda değildim. Kızımın da hemen gülümsemesini bekleyemezdim. Biraz sonra nüfus müdürlüğündeki işlemlerimiz tamamlandı. Binadan çıktığımızda güneş yüzümüze vurdu. İnci elimi tutarak yanımda yürümeye başladı. 'Babacığım, anneme çiçek alalım mı?' Gülümsedim. 'Alalım tabii. Hangi renk olsun?' 'Sarı. Çünkü annem sarıyı seviyor.' Yol üzerindeki çiçekçiden küçük bir buket aldık. İnci çiçekleri eve kadar kendisi taşımakta ısrar etti. Kapıyı açtığımızda Şebnem salonda, tekerlekli sandalyesinde bizi bekliyordu. İnci koşarak annesine sarıldı. 'Sana çiçek getirdik!' Şebnem buketi alırken gözleri doldu. 'Ne kadar güzeller!' Sonra bana baktı. O bakışta hem teşekkür hem de gün boyunca taşıdığı endişe vardı. Akşam İnci uyuduktan sonra mutfakta yan yana oturduk. Şebnem elimi tuttu. 'Bugün çok incinmişsin.' 'Evet,' dedim. 'Ama en çok İnci'nin kendisini suçlaması canımı yaktı.' Şebnem başını omzuma yasladı. 'Yarın ona yeniden anlatırız. Tuvalet ihtiyacının ayıp olmadığını, yardım istemenin normal olduğunu söyleriz. Birilerinin bağırması onun suçlu olduğu anlamına gelmez.' Ertesi sabah kahvaltıda bunu yaptık. İnci bizi dikkatle dinledi. Sonra küçücük ellerini masaya koyup ciddi bir ifadeyle sordu: 'Peki biri yine bağırırsa ne yapacağız?' Şebnem cevap verdi. 'Güvenli bir yere gidip yardım isteyeceğiz. Ve kimsenin bizi korkutarak susturmasına izin vermeyeceğiz.' İnci düşündü, ardından başını salladı. 'Ben de korkarsam söylerim.' 'Aferin,' dedim. 'Her zaman söyleyebilirsin.' O hafta kuruma yaşadığımız olayla ilgili yazılı başvuruda bulundum. Amacım kadından intikam almak değildi. Benzer durumlarda çocuklu ebeveynlere daha uygun koşullar sağlanmasını istiyordum. Yaklaşık iki hafta sonra bir yanıt geldi. Aile tuvaletinin onarıldığı, erkekler tuvaletindeki kapı kilidinin değiştirildiği ve ihtiyaç duyan ziyaretçilerin danışmadan yardım alabileceğine ilişkin yönlendirme konulduğu belirtiliyordu. O yazıyı okurken ilk kez gerçekten rahatladım. Çünkü yaşadığımız kötü olayın ardından somut bir şey değişmişti. Şebnem'in iyileşmesi ise zaman aldı. Fizik tedaviye devam etti, doktorlarının belirlediği egzersizleri düzenli yaptı. Önce evin içinde destekle yürümeye başladı. Sonra kısa mesafelerde daha rahat hareket edebildi. Her küçük ilerlemeyi İnci'yle kutladık. Bir gün Şebnem mutfaktan salona kadar yürüyebildiğinde kızımız sevinçle alkışladı. 'Anneciğim, başardın!' Şebnem gülerek ona sarıldı. 'Hep birlikte başardık.' O akşam İnci uyuduktan sonra eşim yanıma geldi. 'Sana bir şey söylemek istiyorum,' dedi. 'Nedir?' 'Bu iki ay boyunca her şeyi tek başına yapmak zorundaymışsın gibi davrandın. Ama artık yardım istemekten çekinme. Ben de gücüm yettiğince sorumluluk alacağım. Gerektiğinde ailemizden destek isteyeceğiz.' Haklıydı. Güçlü olmak, hiç yorulmamak değildi. Bazen yorulduğunu söyleyebilmekti. Bazen de küçük kızının elini tutup onun ihtiyacını karşılamaya çalışırken bütün dünyanın seni yanlış anlamasına rağmen sakin kalabilmekti. Aylar sonra İnci'yle yine dışarı çıktığımızda bir alışveriş merkezinde tuvalete gitmesi gerekti. Bu kez aile tuvaletini kolayca bulduk. Elini yıkarken aynadan bana baktı. 'Babacığım, artık büyüdüm mü?' 'Biraz büyüdün,' dedim gülerek. 'Ben hâlâ senin küçük kızınım ama.' 'Her zaman öyle olacaksın.' Küçük ellerini kuruladıktan sonra elimi tuttu. O gün nüfus müdürlüğünde söylenen ağır sözleri tamamen unutmadığımı biliyordum. Belki uzun süre de unutmayacaktım. Ama artık o günü yalnızca bir yabancının öfkesiyle hatırlamıyordum. Kızımın korktuğu hâlde bana duyduğu güveni, bir tanığın doğruyu söylemesini, görevlinin sakin müdahalesini ve sonunda yapılan değişiklikleri de hatırlıyordum. O olay bana önemli bir şey öğretmişti: Bir ebeveynin sevgisi, başkalarının önyargılarıyla ölçülemez. İnci'nin ihtiyacı olduğunda yanında bulunmuştum. O da korktuğunda bana sarılabileceğini öğrenmişti. Benim için o günün en önemli sonucu buydu. Çünkü bir babanın görevi herkes tarafından doğru anlaşılmak değil, çocuğuna güvenli bir yer olabilmekti.