UÇAK YOLCULUĞUNDA TANIMADIĞIM BİR ADAM

“İdil... biri havalimanı güvenliğine seni nerede bulabileceğini soruyormuş.” Birkaç saniye sonra uçak piste indi ve geçmişimi geride bırakma çabamın belki de daha şimdiden sona erdiğini anladım. Atlas telefonunu kapatıp bana döndü. “Seni arayan kişinin adını biliyor musun?” “Eski kocam Barış olabilir.” “Hayır,” dedi. “Güvenlik görevlilerine kendisini kızının yasal vasisi olarak tanıtmış. Adı Turgay Acar.” İçim buz kesti. Turgay, Barış’ın babasıydı. Boşanmamız boyunca hiçbir şeye karışmamış, hatta bir keresinde bana gizlice para uzatarak yardım etmek istemişti. Ama o para teklifini reddettiğim gece, kapımın önünde durup yalnızca şu cümleyi söylemişti: “Nehir’i alıp ortadan kaybolmana izin vermeyecekler.” O zaman kimi kastettiğini sormamıştım. Şimdi ilk kez korkunun yalnızca Barış’tan kaynaklanmadığını düşündüm. “Berlin’e neden geldin?” diye sordu Atlas. “Üniversiteden arkadaşım Ece burada yaşıyor. Birkaç hafta onda kalacağım. Sonrasını bilmiyorum.” Atlas başını salladı. “Benim güvenlik görevlilerim seni çıkışa kadar götürebilir. Ama ne yapacağına sen karar vereceksin.” Bu son cümle beni şaşırttı. Barış’ın yanında geçirdiğim yıllarda kimse bana seçim hakkım olduğunu hatırlatmamıştı. Uçaktan indik. Koridorda iki takım elbiseli adam bekliyordu. Atlas onları görünce kısa bir şey söyledi. İçlerinden biri önden yürürken diğeri yanımızda kaldı. Pasaport kontrolüne yaklaşırken cam duvarın arkasında Turgay’ı gördüm. Elinde telefon, etrafına öfkeyle bakıyordu. Beni fark ettiğinde cama vurdu. “İdil! Dur! Torunumu benden kaçıramazsın!” Nehir ağlamaya başladı. Onu göğsüme bastırdım. Atlas güvenlik görevlisine başıyla işaret etti. Kimseye dokunmadan, kalabalığın arasından farklı bir geçişe yöneldik. Görevli polisler Turgay’dan uzak durmasını istedi. Adamın sesi arkamızdan yükseldi: “Gerçeği öğrenince bana kendin geleceksin!”