Yedi yaşındaki oğlum bana, Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor dedi

Bölüm 2 Pencereye baktım. Perde kapanmıştı. İki gölge kalın kumaşın arkasında kayboldu. O anda arabadan fırlayıp kapıyı tekmeleyerek açmak, her şeyi bağırışlarla bitirmek istedim. Ama sonra Mert’i düşündüm. Defne’yi düşündüm. Çocukların gece yarısı çığlıklar arasında uyanacağını düşündüm. Direksiyonu o kadar sıkı tuttum ki parmak eklemlerim bembeyaz oldu. Sonra motoru çalıştırdım. Ve uzaklaştım. Korktuğum için değil. İlk kez, çocuklarımı korumak istiyorsam öfkemden daha sakin olmam gerektiğini anladığım için. O gece havaalanına yakın küçük bir otelde kaldım. Ama neredeyse hiç uyuyamadım. Saat üçe doğru telefonum titredi. Evimizin kapı kamerasından bir bildirim gelmişti. Yıllar önce kurduğum sistemi neredeyse unutmuştum. Ekranı açtım. Saat 02.47’de o adamın evimden çıktığını gördüm. Ama beni asıl sarsan şey onun orada olması değildi. Yüzüydü. Onu daha önce görmüştüm. Hem de birçok kez. Adı Kerem’di. Eski iş ortağım. Ailemle aynı masada yemek yemiş bir adam. Elimi sıkıp bana dostum diyen adam. Kuru ve acı bir kahkaha attım. Demek ki bana ihanet eden kişi bir yabancı değildi. İhanet, hayatımda en çok güvendiğim iki insandan gelmişti. Ertesi sabah eve her zamanki gibi döndüm. Elif mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Yüzünde kusursuz bir masumiyet vardı. “Yolculuk nasıl geçti?” diye sordu. Gülümsedim. “İyiydi.” O an fark ettim ki yıllardır ilk kez, ben de onun kadar iyi rol yapabiliyordum. Sonraki iki hafta boyunca hiçbir şey söylemedim. Sadece topladım. Kamera kayıtlarını. Mesajları. Fişleri. Banka hareketlerini. Bir avukatla görüştüm. Sessizce hazırlık yaptım. Bir cuma öğleden sonra okuldan telefon geldi. Mert beden eğitimi dersinde küçük bir kaza geçirmişti. Ciddi bir şey değildi. Ama onu almaya gittiğimde öğretmeni beni kenara çekti. “Emre Bey…” “Sanırım görmeniz gereken bir şey var.” Bana Mert’in çizdiği bir resmi uzattı. Resimde bir evin önünde dört kişi vardı. Ben. Mert. Defne. Ve Elif. Ama köşede bir adam daha vardı. Üzeri siyah kalemle karalanmıştı. “Son zamanlarda hep bu kişiyi çiziyor,” dedi öğretmeni. “Ama bugün ağladı ve ondan korktuğunu söyledi.” Kalbim sıkıştı. O gece oğlumla ilk kez açık açık konuştum. “Mert, neden bu adamın üstünü çizdin?” Uzun süre sessiz kaldı. Sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir cümle söyledi. “Çünkü bana, sana bir şey söylersem babamın beni bırakıp gideceğini söyledi.” Başımı çevirdim. Öfkeden değil. Gözyaşlarımı görmesini istemediğim için. İşte o anda içimde kalan son tereddüt de yok oldu. Bir hafta sonra Defne’nin doğum günü partisini düzenledim. Her iki taraftan aile üyeleri geldi. Arkadaşlar. Komşular. Bahçe kahkahalarla doluydu. Elif olacaklardan habersizdi. Pasta kesileceği sırada mikrofonu elime aldım. “Hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim.” Herkes alkışladı. Elif gülümsedi. Sonra devam ettim. “Ve özellikle bir kişiye teşekkür etmek istiyorum.” Gülümsemesi bir anda dondu. Bahçedeki televizyon ekranını açtım. Kamera kayıtları görünmeye başladı. Siyah araba. Kerem’in arabadan inişi. Kapının önündeki öpücük. Tarih. Saat. Her şey açıkça ortadaydı. Bahçe sessizliğe gömüldü. Elif’in yüzü bembeyaz oldu. Kerem birkaç metre ötede taş kesilmiş gibi duruyordu. Kimse tek kelime edemedi. Mikrofonu masaya bıraktım. Bağırmadım. Hakaret etmedim. İntikam peşinde koşmadım. Sadece Elif’e bir dosya uzattım. Boşanma evrakları hazırdı. “Bunu kazanmak için yapmıyorum.” “Çocuklarımın gerçeği hak ettiğine inandığım için yapıyorum.” Elif ağlamaya başladı. Yıllar sonra ilk kez. Ama artık çok geçti. Üç ay sonra boşanma resmen tamamlandı. Mahkeme çocukların asıl bakım hakkını bana verdi. Elif’in onları düzenli olarak görmesine ise hiçbir zaman engel olmadım. Çünkü ne olursa olsun, o onların annesiydi. Bir yıl geçti. Artık eski evde yaşamıyorduk. Evi sattım. Daha küçük bir ev aldım. Daha gösterişsizdi. Ama çok daha huzurluydu. Bir bahar öğleden sonrası bahçedeki hamakta uzanıyordum. Yıllardır hayalini kurduğum hamakta. Mert top oynuyordu. Defne ise eski pembe tavşanını kucaklayarak koşuyordu. Birden düştü. Hemen yanına gittim. Boynuma sarıldı ve gülerek bana baktı. “Baba?” “Efendim güzel kızım?” “Ben yeni evimizi daha çok seviyorum.” “Neden?” Bir an düşündü. Sonra çocuklara özgü o saf ses tonuyla cevap verdi: “Çünkü burada sır yok.” Olduğum yerde kaldım. Gözlerim doldu. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Uzun zamandır ilk kez kendimi ihanete uğramış biri gibi hissetmiyordum. Sadece minnettardım. Çünkü yedi yaşındaki küçük bir çocuk gerçeği söyleyecek cesareti bulmuştu. Ve o gerçek, ailemizi yıllarca süren bir yalandan kurtarmıştı. Bazı evler tuğlalarla inşa edilir. Ama gerçek bir yuva… Ancak dürüstlük üzerine kurulabilir. Dürüstlük kaybolduğunda ise yapılacak en doğru şey evi korumak değildir. İçinde yaşayan insanları korumaktır.