Zalim Aileye İntikam Hikayesi

Albay Nesim Hayri ardından ikinci bir evrak çıkardı. Bu dosya daha kalındı. "Bir de mal varlığı meselesi var." Annemin kaşları anında çatıldı. "Mal varlığı mı?" Albay başını salladı. Sonra doğrudan babamın gözlerinin içine baktı. "Deniz Yüzbaşı Demir Kara, bu mülkün yasal sahibiydi ve ev Kara Şehit ve Gazi Aileleri Vakfı güvencesi altındaydı." Bir an için dünya durmuş gibi oldu. Babam gözlerini kırpıştırdı. "Ne?" Albay dosyayı açtı. "Ev hiçbir zaman resmi olarak sizin ailenizin üzerine devredilmedi." Kaan’ın yüzü o kadar sarardı ki merdiven korkuluğuna tutunmak zorunda kaldı. Albay aynı düz ses tonuyla ekledi: "Vefatının ardından mülk, otomatik olarak eşine ve doğacak çocuğuna geçti." Annem hemen kafasını iki yana salladı. "Hayır… Demir burada yaşamamıza izin vermişti…" "Geçici olarak," diye sözünü kesti albay. Her bir kelime bahçeye indirilen birer çekiç darbesi gibiydi. "Askeri mal varlığı işlemleri netleşene kadar." İşte o an Nesim Albay’ın neden şahit istediğini anladım. Sadece imza için değil, bunun içindi. Birazdan ne olacağını kulaklarıyla resmen duysunlar diye yapmıştı. Albay bana son bir kağıt uzattı. Yasal ihtarname. Tahliye kararı. Süre: yetmiş iki saat. Ceren fısıldadı: "Bizi evden mi atıyorsun?" Sesi artık tıpkı bir çocuk gibi titriyordu. Zalim insanların garip bir huyu vardı işte: İşin ucu kendilerine dokunana kadar hep "aile" kelimesinin arkasına sığınırlardı. Kız kardeşime baktım. Saten pijamalarına. O komik köpeğine. Doğmamış bebeğimi, fazlalık eski bir koli gibi tıkmak istediği o garaja baktım. Sonra ona, bağırmaktan çok daha fazla canını yakacak bir yumuşaklıkla cevap verdim. "Hayır Ceren. Sadece eşimin evini geri alıyorum." Kimse tek kelime edemedi. Çünkü nihayet o korkunç gerçeği anlamışlardı: Burada güç hiçbir zaman onların elinde olmamıştı. Onlar sadece, tabutu gözden kaybolduğu an saygı duymayı bıraktıkları ölü bir adamın sessiz cömertliği sayesinde bu evde barınabilmişlerdi. Aniden bebeğim karnımda tekmeledi. Sertçe. Canlıyım der gibi. İçgüdüsel olarak elimi göbeğime koydum. Albay Nesim Hayri ilk defa hafifçe gülümsedi. "Siz ne zaman isterseniz aracımız hazır, efendim." Arkasında, Demir’in birliğinden gelen o eski askerler, siyah jiplerin yanında sessizce bekliyorlardı. Hareketsiz. Tetikte. Koruyucu. Sanki şehit düşmüş bir kardeşlerinin ailesini almaya gelmiş birer gölge gibiydiler. Sonra Kaan son bir hata daha yaptı. "Bizi bayram ağzı öylece sokağa atamazsınız!" Albay sonunda gözlerini ona çevirdi. Ve ilk kez, bakışları buz kesti. "Beyefendi… Siz bu evde keyif çatarken hamile bir kadın ısıtıcısı olmayan bir garajda uyudu." Ardından çöken sessizlik mutlaktı. Sonra albay, onların kalan son gururlarını da yok eden o sözleri söyledi: "Şahsi fikrimi sorarsanız, kendisi size karşı zaten fazlasıyla cömert davranıyor."