3. Bölüm Ertesi sabah saat on birde, üzerimde sade lacivert bir elbise, gözümde güneş gözlükleri ve arkadan toplanmış saçlarımla sitenin kapısına geldim. Zafer kazanmış gibi görünmek istemiyordum, sadece kararlıydım. Julian ve emlakçı yanımdaydı. Kapıda Deniz ve Leyla çoktan yerlerini almışlardı; yüzlerinde şaşkınlık, gerginlik ve utanç karışımı bir ifade vardı. Oğlum, tıpkı çocukken değerli bir şeyi kırdığındaki gibi görünüyordu; korkmuş, savunmaya geçmiş ve kolay bir çözüm bekleyen bir hali vardı. “Anne…” dedi arabadan indiğimde usulca. Hemen cevap vermedim. Önce eve, sonra onlara ve en son Leyla’nın elini tutan, kafası iyice karışmış İpek’e baktım. Onun hatırına sakinliğimi korudum. Emlakçı, mülkün çoktan satın alındığını ve geriye sadece resmi anahtar tesliminin kaldığını açıkladı. Deniz, bir belge çıkarıp ona uzatmamı bekleyerek bana baktı. Ama olacak olan bu değildi. “Evi ben aldım,” dedim sonunda. “Ve hayır Deniz; bu ev sizin için değil.” Leyla gözlerini yere indirdi. Deniz bir şeyler söylemeye çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Birkaç an boyunca duyulan tek ses, bahçedeki fıskiye ve uzaktan gelen trafik gürültüsüydü. “Gidecek hiçbir yerim olmadığını düşünerek yanıldın,” diye devam ettim. “Ve benimle bu şekilde konuşup hala buna ‘aile’ diyebileceğine inanarak daha da büyük bir hata yaptın.” Sonra hiç beklemedikleri bir şey yaptım. Evin, İpek için özel bir fona devredileceğini açıkladım. İpek otuz yaşına gelene kadar ev satılamaz, ipotek edilemez veya kişisel kazanç için kullanılamazdı. O zamana kadar burayı koruma altında bir varlık olarak tutacaktım. Deniz ve Leyla’nın ev üzerinde hiçbir kontrolü, sahipliği, yetkisi veya faydası olmayacaktı. Deniz’in beti benzi attı. “Bütün bunları intikam için mi yaptın?” diye sordu. “Hayır,” diye yanıtladım. “Haysiyetim için yaptım.” Artık kendi evim olduğunu ve bir daha asla kimseye muhtaç olmayacağımı söyledim. Eğer benimle bir bağ kurmak istiyorlarsa, bu çıkar üzerine değil, saygı üzerine inşa edilmeliydi. Leyla sessizce ağlamaya başladı. Deniz sonunda “Özür dilerim” dedi ama bu sözler, devasa bir borcu ödemeye çalışan çok küçük bir taksit gibi yetersiz kaldı. İpek’in yanına gittim, saçlarını okşadım ve ona bir gün bir evin her zaman sevgi demek olmadığını, bazen en büyük hediyenin her şeyi vermek değil, sınırları nerede çizeceğini bilmek olduğunu anlayacağını söyledim. Sonra arkama bakmadan oradan ayrıldım. Yıllardır ilk kez kendimi hafiflemiş hissediyordum. Şimdi söyleyin; benim yerimde olsaydınız onları hemen affeder miydiniz, yoksa görmezden gelemeyecekleri bir sınır mı çizerdiniz? Çünkü bazen asıl hikaye parayla ilgili değildir; bir kadının, izin istemeden saygı görmeyi hak ettiğine karar verdiğinde ne yapmayı seçtiğiyle ilgilidir.