10 yaşındaki kızımı yaz kampına bırakması

“Sanırım kızınızın da bilmediği bir şey var…” dedi Sevim Hanım. Masadaki ikinci belgeyi bana doğru çevirdi. Kâğıda baktığım anda boğazım düğümlendi. Üst tarafta İdil’in adı yazıyordu. Altında doğum tarihi, adresimiz ve acil durumda aranacak kişi bilgileri vardı. Ama sayfanın en altında bulunan bölüm bütün dikkatimi çekmişti. “Baba adı” yazan kutunun karşısında tek bir isim vardı: Orhan Aksoy. Dizlerimin bağı çözüldü. Başımı kaldırıp pencerenin önündeki adama baktım. Adam bana doğru döndüğünde dünya birkaç saniyeliğine sustu. Orhan’dı. İdil’in babası. On yıldır görmediğim adam. İdil daha doğmadan hayatımızdan çıkıp giden kişi. “Sen…” diyebildim. Sesim neredeyse çıkmıyordu. Orhan başını eğdi. “Merhaba, Derya.” Öfke, şaşkınlık ve korku aynı anda üzerime çöktü. “Senin burada ne işin var?” Orhan cevap vermeden önce Sevim Hanım araya girdi. “Sanırım önce sabah ne olduğunu anlatmamız gerekiyor.” Bakışlarımı ondan ayıramıyordum. “Levent nerede?” Sevim Hanım derin bir nefes aldı. “Levent Bey kızınızı buraya getirdi. Fakat kayıt sırasında kimlik bilgilerinde bir sorun çıktı. İdil’in dosyasındaki baba bilgisiyle verdiği belgeler uyuşmadı.” Kaşlarımı çattım. “Ne belgeleri?” Sevim Hanım masadaki zarfı gösterdi. İçinden eski bir doğum belgesi, noter tasdikli bir evrak ve birkaç fotokopi çıkardı. Belgelerden birinde Levent’in adı vardı. Ancak en altında Orhan’ın imzası bulunuyordu. Başım dönmeye başladı. “Biri bana neler olduğunu açıklayacak mı?” Orhan ağır ağır konuştu. “Levent sana yalan söyledi.” O anda telefonumu çıkarıp Levent’i aradım. Telefon kapalıydı. Bir kez daha aradım. Yine ulaşamadım. “Ne yalanı?” Orhan sandalyesini çekip oturdu. “İdil doğmadan birkaç ay önce senin hayatından çıktığımı biliyorsun.” “Çıktın mı?” Sesim yükseldi. “Kaçtın!” Sevim Hanım ve diğer görevliler sessiz kaldı.