DEDEMLE ÇEKTİRDİĞİM BU FOTOĞRAF

“Derya, sana yıllardır annen olarak tanıtılan kadınla ilgili bilmediğin bir şey var…” Ekrandaki cümleyi en az üç kez okudum. Her okuyuşumda kelimeler biraz daha ağırlaşıyor, mutfak biraz daha küçülüyor, karşımdaki dedem biraz daha yabancılaşıyordu. Başımı kaldırdığımda Rauf dedemin gözleri telefonumdaydı. “Ne yazdı?” diye sordu. Sesindeki titremeyi ilk kez duyuyordum. Telefonu ona uzatmadım.“Annem hakkında neyi bilmiyorum?” Dedem dudaklarını birbirine bastırdı. Tam o anda kapının önünden bir araba sesi geldi. Ardından sert fren sesi duyuldu. Dedem birden ayağa kalktı. Pencereye doğru yürüdü ve perdeyi hafifçe araladı. Yüzünün rengi yeniden değişti. “Annen geldi.”“Annemin burada olduğumu bildiğini sanmıyordum.” “Bilmiyordu.” Bu cevap içimi daha da huzursuz etti. Birkaç saniye sonra kapı hızla açıldı. Annem Sevda içeri girdi. Üzerinde aceleyle giydiği belli olan bir hırka vardı. Saçları dağınıktı. Yüzüne baktığımda başının ağrıdığına dair söylediği şeyin yalan olduğunu hemen anladım. “Telefonunu kapat.” dedi bana.Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Ne?” “Derya, telefonunu kapat.” “Figen’i tanıyorsun.” Annemin yüzü gerildi. Dedem araya girdi. “Sevda, artık kaçamayız.” Annem birden ona döndü.Sen sus baba! Otuz beş yıl sustun, şimdi konuşmaya mı karar verdin?” Sanki odanın ortasına bir bomba bırakılmıştı. İkisine birden baktım. “Biriniz bana ne olduğunu anlatacak mı?” Annem çantasını masanın üzerine bıraktı. “Derya, bazı şeyler vardır. Öğrenince hayatın düzelmez. Sadece parçalanır.” “Benim hayatım zaten şu anda parçalanıyor.” Telefonum tekrar titredi. Figen yeni bir mesaj göndermişti.Eğer Sevda geldiyse sana yine susmanı söyleyecek. Ona küçük kızın adını sor: Aylin. Mesajı sesli okudum. Annemin yüzündeki ifade tamamen değişti. “Yeter.” “Kim Aylin?” Cevap vermedi. Dedem ağır ağır sandalyeye oturdu.“Aylin benim kızımdı.” Donup kaldım. “Senin kızın mı?” Başını salladı. “Annenin kardeşi.” Annem hemen araya girdi. “Yarım kardeşim.”“Bu neyi değiştiriyor?” Annem gözlerini kapattı. Hiçbir şey söylemedi. Dedem anlatmaya başladı. “1980’lerin sonunda hayatım çok karışıktı. Senin anneannenle evliliğimiz kötü gidiyordu. Uzun süredir aynı evin içinde iki yabancı gibiydik. Bir süre ayrı yaşadık.” “Ve Figen?”“Figen değildi.” Kaşlarımı çattım. “Fotoğraftaki kadın?” “Adı Nurten’di. Aylin’in annesi.” Telefonumdaki fotoğrafa tekrar baktım. Genç dedem. Nurten. Ve ortalarında küçük Aylin.“Peki Figen kim?” Bu kez annem konuştu. “Nurten’in kız kardeşi.” Bütün parçalar yavaş yavaş birleşmeye başlamıştı ama ortaya çıkan görüntü beni daha da korkutuyordu. “Peki neden otuz beş yıldır bu kadının adı yasak?” Dedem cevap verecekti ama annem sözünü kesti. “Çünkü o ailemizi yok etmeye çalıştı.”Telefonumu kaldırdım. “Şu ana kadar yalan söyleyen tarafın kim olduğu konusunda pek emin değilim.” Annem bana öfkeyle baktı. “Ben seni korumaya çalışıyorum.” “Neyden?” Sustu. İşte o sessizlik her şeyden daha korkutucuydu.Figen’e yazdım: Aylin’e ne oldu? Cevap bu kez hemen gelmedi. Bir dakika geçti. İki dakika. Mutfakta kimse konuşmuyordu. Sonunda telefon titredi. Aylin ölmedi.Nefesim kesildi. Mesajı yüksek sesle okudum. Dedem bir anda ayağa kalktı. “Ne?” Annem ise tek kelime söylemedi. Dedemin yüzüne baktım. “Sen onun öldüğünü mü sanıyordun?” “Bana öyle söylediler.”“Kim söyledi?” Dedemin gözleri anneme döndü. O an cevabı zaten anlamıştım. “Anne?” Annemin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Ben on yedi yaşındaydım.” “Ne yaptın?” “Ben yapmadım.”