4 YIL YURT DIŞINDA ÇALIŞTIKTAN SONRA EVE DÖNDÜM

Yelda uyuyordu. Ben koridorda onları bekliyordum. Annem ellerini önünde birleştirip bana yaklaştı. “Cemil, biz aile değil miyiz?” Bu cümle karşısında neredeyse gülecektim. “Yelda da benim ailem.” Annemin yüzü gerildi. “O seni bize karşı doldurdu.” “Onun konuşmasına bile gerek kalmadı.” Telefonumu çıkarıp Orhan’ın banka bilgilerini gösterdim. Şebnem’in yüzü anında değişti. “Bu adam kim?” Şebnem susmaya devam etti. Annem ona baktı. O bakışta bir şey vardı. Korku. Ama bu kez bana karşı değil. Şebnem’e karşı. “Anne bilmiyor,” dedi Şebnem birden. Annem döndü. “Ne bilmiyorum?” Şebnem’in gözleri doldu. “Orhan benim nişanlımdı.” Kaşlarımı çattım. Daha önce bu isimden hiç bahsetmemişti. “Paraları ona mı gönderdin?” Şebnem başını salladı. “Bir kısmını.” “Ne için?” “Yatırım yapacağını söyledi.” Sinirle güldüm. “Benim karım tedavi olamazken sen benim paramla sevgiline yatırım mı yaptırdın?” Şebnem ağlamaya başladı. “Geri verecekti.” “Ne kadar gönderdin?” Şebnem cevap veremedi. Bankadan rakamı biliyordum. Yaklaşık dokuz yüz bin lira. Ama daha kötü bir şey vardı. Orhan bir ay önce bütün parasını çekmiş ve ortadan kaybolmuştu. Annem bunu öğrendiğinde koridordaki sandalyeye çöktü. Demek kızının yaptıklarını gerçekten bilmiyordu. Ama bu onu masum yapmıyordu. Çünkü Yelda’nın tedavisini kesen oydu. Onu depoya gönderen oydu. Kolyeyi boynuna takan oydu. Şebnem’e baktım. “Polise gideceğiz.” Başını hızla kaldırdı. “Abi, yapma.” “Ben yapmıyorum.” Telefonumu cebime koydum. “Siz yaptınız.” Sonraki haftalar, yıllardır görmek istemediğim gerçeklerin birer birer ortaya çıktığı günler oldu. Avukatım bütün hesap hareketlerini topladı. Şebnem’in Orhan’a gönderdiği paralar bulundu. Annemin benim adıma bazı faturaları olduğundan yüksek gösterdiği ortaya çıktı. Yelda’nın tedavi masrafları için bana gönderilen mesajların çoğunun da sahte olduğu anlaşıldı. Yelda’nın hastane için istediği para, bana “evin çatısı akıyor” diye anlatılmıştı. Bir keresinde bana “Yelda iyi, merak etme” yazdıkları gün, Yelda acil serviste baygın yatmıştı. Bunu öğrendiğim gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendime sürekli aynı soruyu sordum. Ben bunu nasıl görmedim? Cevabı acıydı. Çünkü güvenmiştim. Yelda’ya değil. Yanlış insanlara. Üç ay sonra Yelda’nın tedavisi yeniden düzene girmişti. Saçları hâlâ çok kısaydı ama yüzüne az da olsa renk gelmişti. Bir sabah hastanenin küçük bahçesinde birlikte oturuyorduk. Elinde çay vardı. Uzun süre konuşmadı. Sonra bana baktı. “Beni neden bırakmadın?” Şaşırdım. “Ne demek o?” “Dört yıl boyunca sana hiçbir şey söylemedim.” Elini tuttum. “Bana söylemene izin vermemişler.” Yelda başını salladı. “Bazen telefonumu alıyorlardı. Bazen senin çok yoğun olduğunu söylüyorlardı. Sonra zaman geçtikçe… sana yük olmak istemedim.” Boğazım düğümlendi. “Sen benim yüküm değilsin.” Gözleri doldu. “Biliyorum artık.” Aylar geçti. Tedavi işe yaradı. Doktorlar hastalığın gerilediğini söylediğinde Yelda ağladı. Ben de ağladım. Ama hikâyenin en garip tarafı, paranın büyük kısmını geri alamamamızdı. Orhan bulunamadı. Şebnem hakkında soruşturma açıldı. Annem ise evi sattı. Borçların bir kısmı ödendi. Geri kalan parayı Yelda’nın tedavisi için kullandık. Bir yıl sonra bambaşka bir eve taşındık. Daha küçük bir evdi. Bahçesi bile yoktu. Ama ilk gece Yelda pencerenin önünde durup dışarı baktı ve gülümsedi. “Burası daha güzel.” “Eski ev çok daha büyüktü.” Başını salladı. “Ev büyük olduğu için yuva olmuyor.” Bu cümle içime oturdu. Dört yıl boyunca büyük bir ev kurmaya çalışmıştım. Daha fazla para kazanmaya. Daha iyi araba almaya. Daha rahat yaşamaya. Ama aslında en önemli şeyi unutmuştum. Bir insanın yanında olmak, ona para göndermekle aynı şey değildi. Yelda yanıma geldi. Saçları yeniden uzamıştı. Eskisi kadar uzun değildi ama artık aynaya bakarken başını saklamıyordu. Elimi tuttu. “Pişman mısın?” “Neden?” “Kanada’ya gittiğin için.” Bir süre düşündüm. “Evet.” Sonra başımı salladım. “Ama sadece gittiğim için değil.” Yelda bana baktı. “Dört yıl boyunca geleceğimizi satın alabileceğimi sandığım için.” Gülümsedi. “Şimdi ne düşünüyorsun?” Elini biraz daha sıkı tuttum. “Gelecek satın alınmıyor.” “Peki ne yapılıyor?” Pencereden dışarı baktım. Sabah güneşi yeni evimizin salonuna vuruyordu. “Birlikte yaşanıyor.” Yelda başını omzuma yasladı. O an anladım ki kaybettiğimiz para geri gelmeyebilirdi. Kaybettiğimiz yıllar da geri gelmeyecekti. Ailemle aramdaki bağ hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı. Ama bazı şeyleri kurtarmak için geçmişi düzeltmek gerekmiyordu. Bazen sadece aynı hatayı bir daha yapmamaya karar vermek yetiyordu. Ben dört yıl boyunca aileme para göndermiştim. Ama sonunda öğrendiğim şey şuydu: Bir insanı gerçekten korumak istiyorsanız, yalnızca ona bir gelecek hazırlamaya çalışmazsınız. O geleceğe giderken yanında da yürürsünüz. Ve bu kez… Yelda’yı hiçbir yere yalnız göndermeyecektim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.