60 Yıllık Eşim Otobüste Babamın Korkunç Sırrı
Yıllarca boş kalan beşik hayallerim gözlerimin önünden geçti. Bebek kıyafetlerine bakarken ağladığım günleri, anneler gününde kendimi eve kapattığım sabahları düşündüm. “Babam sana neden para ödedi?” “Başlangıçta sessiz kalmam için teklif etti. Sonra her ay beş yüz dolar vermeye başladı. Kırk yıl sürdü. İlk zamanlarda borçlarımızı ödedim. Sonra parayı almak alışkanlık hâline geldi. Baban öldükten sonra bile korkaklığımdan kurtulamadım.” “İki yüz kırk bin dolar,” dedim. “Kırk yıl boyunca aldığın paranın toplamı. Ben kızımın bir gülüşünü görmek için her şeyimi verirdim.” Behçet yüzünü elleriyle kapattı. “Beni affetmeni beklemiyorum.” “Sen onun yaşadığını biliyordun. Ben ise hiç doğmamış bir çocuğun yasını tuttum. Aramızdaki fark bu.” Zarfın içindeki belgeleri yeniden inceledim. Bir kâğıtta Seher Yalçın'ın adı ve eski adresi vardı. Arkasına daha yeni bir adres yazılmıştı. “Bunu ne zaman öğrendin?” “Üç ay önce Seher'i buldum. Kızımızı büyüttüğünü söyledi. Artık elli sekiz yaşındaymış.” Kalbim duracak gibi oldu.“Üç aydır biliyorsun ve bana bugün mü söylüyorsun?” “Cesaret edemedim. Seher de kızımızın bizimle görüşmek isteyip istemeyeceğini bilmiyordu. Ama artık daha fazla saklayamadım.” “Kızımın adı ne?” “Derya.” Derya. İsmi dudaklarımda defalarca tekrarladım. Dünyaya getirdiğim, hiç kucağıma alamadığım kızımın adı Derya'ydı. “Beni ona götür.” Behçet başını kaldırdı. “Otobüs zaten onun yaşadığı şehre gidiyor. Yıl dönümümüzde seni buraya getirmek istememin nedeni buydu.” “Öyleyse artık konuşma. Yalnızca beni götür.” Yolculuğun kalan bölümünde camdan dışarı baktım. Behçet elimi tutmaya çalışmadı. Altmış yıllık evliliğimiz boyunca ilk kez yanımda oturan adamı tamamen yabancı hissediyordum. Şehre vardığımızda küçük bir pansiyona yerleştik. Behçet, Seher'i aradı. Ertesi sabah onun evine gittik. Kapıyı bastonuna yaslanan beyaz saçlı bir kadın açtı. Beni görünce gözleri doldu. “Neriman,” diye fısıldadı. “Ben sizi tanımıyorum,” dedim. “Ama siz benim kızımı tanıyorsunuz.”Seher bizi salona aldı. Duvarda asılı fotoğrafların arasında genç bir kadının mezuniyet resmi vardı. Kaşları benim gençliğimdeki kaşlara benziyordu. “Bu Derya mı?” Seher başını salladı. “Onu kendi kızım gibi büyüttüm. Çok sevdim. Ama sevgim yaptığımız yanlışı ortadan kaldırmıyor.” Sonra bildiklerini anlattı. Babam başlangıçta ona bebeğin annesinin ağır hasta olduğunu söylemişti. Zamanla gerçeği öğrenmesine rağmen çocuğu bırakmaya cesaret edememişti. Benim onayım olmadan yürütülen işlemlerin bütün ayrıntılarını artık kendisi de hatırlamıyordu.Derya beni neden aramadı?” diye sordum. “Evlat edinildiğini öğrendiğinde öz annesinin onu istemediğini düşünüyordu. Geçen yıl ona gerçeğin bir kısmını anlattım. Çok kızdı. Hâlâ kırgın.” “Kızım benim onu terk ettiğime mi inandı?” Seher ağlayarak başını eğdi. “Evet.” İçimdeki acının tarifi yoktu. Kızım annesiz büyümüş, ben ise kızımın varlığından habersiz yaşlanmıştım. Seher telefonunu aldı ve Derya'yı aradı. Uzun bir konuşmadan sonra gözyaşlarını silerek bize döndü.“Yarın öğleden sonra buraya gelmeyi kabul etti.” O gece uyuyamadım. Behçet diğer yatakta sessizce oturuyordu. “Altmış yıl boyunca seni tanıdığımı sanmışım,” dedim. “Şimdi hangi hatıramıza güveneceğimi bilmiyorum.” “Beni bırakmak istersen haklısın.” “Ne yapacağımı henüz bilmiyorum. Ama yarın kızımla konuşurken benim yerime tek kelime söylemeyeceksin.” Ertesi gün saat üçte kapı çaldı. İçeri orta boylu, kısa kahverengi saçlı bir kadın girdi. Yüzünde yılların bıraktığı ince çizgiler vardı. Birkaç saniye birbirimize baktık. “Neriman Hanım?” dedi. “Derya...” Ona sarılmak istedim ama hareket edemedim. O da yaklaşmadı. Karşılıklı oturduk. “Beni neden hiç aramadınız?” diye sordu. “Çünkü yaşadığını bilmiyordum kızım. Doğurduğumu bile sakladılar benden.” Derya'nın gözleri doldu. “Yıllarca beni istemediğinizi düşündüm. Seher annem geçen yıl gerçeği anlatınca neye inanacağımı şaşırdım.” “Keşke bir kez olsun kucağıma alabilseydim seni.”Derya çantasından eski bir defter çıkardı. “Çocukluğumdan beri gerçek anneme sormak istediğim soruları yazardım. En çok da doğduğumda beni sevip sevmediğinizi merak ederdim.” “Varlığını bile bilmiyordum. Ama anne olmayı bütün hayatım boyunca istedim.” İkimiz de ağlıyorduk. Bir süre sonra Derya, hayatından söz etmeye başladı. Evliydi, iki yetişkin çocuğu vardı. Dört yaşında Ela adında bir torunu bulunuyordu. Telefonundan Ela'nın fotoğrafını gösterdi. Küçük kız kıvırcık saçlarıyla gülümsüyordu. “Torunumun çocuğu mu?” diye fısıldadım. “Evet,” dedi Derya. “Ama lütfen her şeyin hemen düzeleceğini düşünmeyin. Benim bir hayatım var. Seher annem beni büyüttü. Onu seviyorum.” “Bunu senden almaya çalışmayacağım. Yalnızca seni tanımama izin ver.” Derya bir süre düşündü. “Deneyebiliriz.” Ayrılırken Behçet'le karşılaştı. “Sen benim babam mısın?” diye sordu. “Biyolojik babanım,” dedi Behçet. “Ama sana babalık yapmadım. Bunun mazereti yok.”Derya gözlerini ondan ayırmadı. “En azından şimdi doğruyu söyledin.” Şehrimize döndüğümüzde Behçet'le ayrı odalarda yaşamaya başladık. Evliliğimiz bir gecede eski hâline dönemezdi. Behçet sakladığı belgeleri çıkardı. Hukuki destek alarak eski kayıtları araştırdık. Bazı belgelere ulaşabildik, bazılarına ulaşamadık. Aradan geçen yılların her soruya kesin cevap vermeyeceğini kabullendik. Derya'yla haftada bir telefonla konuştuk. Önce günlük hayatımızdan söz ettik. Sonra çocukluğunu, okul yıllarını ve kırgınlıklarını anlatmaya başladı. Ben de gençliğimde sevdiğim şarkıları, diktiğim elbiseleri, kurduğum annelik hayallerini paylaştım. Bir gün telefonda, “Size anne demekte zorlanıyorum,” dedi. “Bana Neriman diyebilirsin. Yeter ki konuşmaya devam edelim.” Aylar sonra beni evine davet etti. Kapıyı dört yaşındaki Ela açtı. “Sen Neriman nine misin?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Evet canım.” Küçük kız elime yaptığı resmi tutuşturdu. Resimde yan yana duran üç kadın vardı. Birinin saçları bembeyazdı. O gün ilk kez geçmişin bütün acısına rağmen geleceğin hâlâ güzellikler taşıyabileceğine inandım.Bir yıl sonra Behçet hastalandı. Derya hastaneye ziyarete geldi. Yatağının yanında durup sessizce ona baktı. “Seni affettiğimi söyleyemem,” dedi. “Belki hiçbir zaman affedemem. Ama artık gerçeği saklamadığın için geldim.” Behçet ağlayarak teşekkür etti. Ben de zamanla onunla yeniden konuşabildim. Ancak ilişkimiz eskisi gibi olmadı. Altmış yıllık beraberlik, yapılan haksızlığı silmiyordu. Aynı evde ayrı odalarda yaşamayı sürdürdük. Ona bakım gerektiğinde yardım ettim ama affetmek zorunda olmadığımı da biliyordum. Bir akşam Derya'yla fotoğraflara bakarken otobüste çektiğimiz o son fotoğraf karşıma çıktı. Mavi bluzumla kameraya bakıyordum. Yanımda Behçet hafifçe gülümsüyordu. O fotoğrafın çekildiği sabah hayatımın değişeceğinden habersizdim. Derya fotoğrafı elimden aldı. “İstersen yenisini çekelim,” dedi. Yanıma oturdu. Ela da aramıza girdi. Bu kez üçümüz birlikte gülümsedik. Eve döndüğümde yeni fotoğrafı yatağımın başucuna koydum. Yanına hastanede çekilmiş siyah beyaz fotoğrafı yerleştirdim. İki fotoğrafın arasında elli sekiz yıl vardı. Birinde benden alınan bebeğim, diğerinde kendi hayatını kurmuş kızım ve onun torunu bulunuyordu.Geçmişi değiştiremedim. Babamdan hesap soramadım. Derya'nın ilk adımlarını göremedim, ilk kelimesini duyamadım, okul kapısında bekleyemedim. Behçet'in sessizliğinin benden çaldığı yılları geri alamadım. Ama artık her pazar telefonum çalıyordu. Bazen Derya bir yemek tarifini soruyor, bazen Ela yeni çizdiği resmi gösteriyordu. Kızımla aramızdaki yakınlık yavaş yavaş, birbirimizi zorlamadan büyüyordu. Yetmiş dokuz yaşımda öğrendiğim en önemli şey şuydu: Annelik yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek ya da büyütmek değildi. Bazen yıllarca kapalı kalmış bir kapının önünde sabırla beklemek, o kapı aralandığında geçmişin bütün acısına rağmen sevgiyle yaklaşabilmekti. Kaybettiğimiz elli sekiz yılı geri getiremezdik. Ama önümüzde kalan günleri artık yalanların değil, gerçeğin ve sevginin üzerine kurabilirdik.