63 yıllık evliliğimiz boyunca eşim her Sevgililer Günü’nde

Mehmet’in benden sakladığı şey bir ihanet değildi. Aksine, beni düşündüğü, korkularını tek başına taşıdığı yılların iziydi.
O anda duvardaki bir fotoğraf dikkatimi çekti.
Gençliğimizde bir parkta çekilmişti. Gülüyorduk. Altına küçük bir not iliştirilmişti:
“Her şey senin gülüşün için.”
Etrafıma yeniden baktım. Bu daire gizli bir hayatın değil, gizli bir fedakârlığın kanıtıydı.
Pencereleri açtım. İçeri temiz hava doldu. Küf kokusu dağıldı. Perdeleri araladım. Gün ışığı duvarlardaki fotoğraflara vurdu.
O an kararımı verdim.
Ertesi hafta rehabilitasyon merkezine gittim. Müdüre Mehmet’in mektuplarını gösterdim. Bağışları artık açık kimlikle sürdürmek istediğimi söyledim.
Daireyi satmadım.
Orayı küçük bir gönüllü çalışma ofisine dönüştürdüm. Emekli öğretmen kimliğimle haftada iki gün özel çocuklara ders vermeye başladım.
İlk derse girdiğimde kalbim çarpıyordu. Ama çocuklardan biri elimi tutup gülümsediğinde Mehmet’in sesini duyar gibi oldum:
“Bu günü unutursam kalbim dursun.”
Kalbim durmamıştı. Hâlâ atıyordu.
Artık her Sevgililer Günü’nde kapı çalmıyor. Ama ben o dairede bir vazo dolusu kırmızı gül bulunduruyorum.
Çünkü sevgi bazen bir buketle başlar.
Ve bazen, bir anahtarla sonsuza kadar devam eder.