78 YAŞINDAKİ PATRONUM

Dosyayı açıp ilk sayfayı gördüğümde ise bacaklarımın bağı çözüldü. Çünkü belgenin en üstünde kocaman harflerle şu yazıyordu: "BENNETT HOLDİNG — ŞİRKET ORTAKLIK VE HİSSE DEVİR SÖZLEŞMESİ" Altında benim adım ve soyadım vardı. Şaşkınlıkla Şevket Bey'e baktım. "Bu da ne demek oluyor?" "Son sayfayı aç, Melis." Titreyen ellerimle sayfaları çevirdim. Son sayfada şirket hisselerinin yüzde otuzunun benim adıma devredileceği yazıyordu. Üstelik karşısında ödemem gereken herhangi bir bedel bulunmuyordu. "Bu mümkün değil!" diye fısıldadım. Şevket Bey derin bir nefes aldı. "Az önce sana artık maaş karşılığında çalışmayacağını söyledim. Çünkü bundan sonra benim çalışanım değil, ortağım olmanı istiyorum." Bir anlığına konuşamadım. "Benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Hayatım boyunca işle ilgili hiçbir konuda şaka yapmadım. Bunu en iyi sen bilirsin." Elimdeki dosyaya tekrar baktım. Yedi yıldır yanında çalıştığım adam, bir anda beni şirketinin ortaklarından biri yapmaya karar vermişti. Ama neden? Tam bu soruyu soracaktım ki dosyanın arasından eski bir fotoğraf yere düştü. Eğilip aldığımda kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Fotoğrafta genç bir kadın, küçük bir kız çocuğunu kucağında tutuyordu. Kadının yüzünü tanımam yalnızca birkaç saniye sürdü. "Bu benim annem!" Şevket Bey başını eğdi. "Evet. Yanındaki küçük kız da sensin." Fotoğrafı ters çevirdim. Arkasında annemin el yazısıyla yazılmış bir tarih vardı. Tam yirmi yedi yıl öncesine aitti. "Annemin fotoğrafı neden sizde?" Yaşlı adamın gözleri doldu. "Çünkü annenle tanıştığımız gün, hayatımın en büyük hatasını yaptığımı henüz bilmiyordum." İçimde tuhaf bir korku belirdi. "Ne hatası?" "Gel, otur. Sana anlatmam gereken uzun bir hikâye var." İstemeyerek de olsa yanına oturdum. Şevket Bey, yıllar önce küçük bir tekstil atölyesi işlettiğini anlattı. İşleri büyütmek için bütün birikimini ortaya koymuş, fakat güvendiği ortağı tarafından dolandırılmıştı. Şirketi iflasın eşiğine gelmişti. Tam her şeyden vazgeçmek üzereyken karşısına genç bir kadın çıkmıştı. O kadın benim annemdi. Annem o dönemde bir bankada çalışıyormuş. Şevket Bey'in kredi başvurusu defalarca reddedilince dosyasını incelemiş ve hesaplarda önemli bir hata olduğunu fark etmiş. Ancak yaptığı iyilik bununla sınırlı kalmamış. Şevket Bey cebinden eski bir zarf çıkardı. "Annen bana bu mektubu bıraktığında sen henüz dört yaşındaydın." Zarfı açtım. Annemin el yazısını hemen tanıdım. Mektupta, Şevket Bey'in şirketini kurtarmak için kendi birikiminden önemli miktarda para verdiği yazıyordu. Gözlerime inanamadım. "Annemin böyle bir parası olduğunu hiç bilmiyordum." "Çünkü bütün birikimini bana verdi. Ben de ona karşılığında şirketten hisse vermek istedim. Ama kabul etmedi." "Neden?" "Çünkü yardıma ihtiyacı olan bir insanın durumundan faydalanarak zengin olmak istemediğini söyledi." Gözyaşlarım mektubun üzerine damladı. Annem hayatı boyunca maddi sıkıntılar çekmişti. Babam bizi terk ettikten sonra kardeşimle beni büyütmek için geceleri bile çalışmıştı. Peki, böyle bir fedakârlığı neden bizden saklamıştı? Şevket Bey'e döndüm. "Bütün bunları bana neden şimdi anlatıyorsunuz?" Yaşlı adam cevap vermeden önce uzun süre sustu. "Çünkü annenin bana verdiği parayı yıllar önce geri ödedim. Ama ona olan borcumu hiçbir zaman kapatamadım." Tam o sırada telefonu çaldı. Ekrana baktığında yüzündeki ifade değişti. Arayan kişi şirketin avukatıydı. Telefonu açtı. "Buyurun." Karşı taraftan gelen sözleri duydukça kaşları çatıldı. "Nasıl yani? Bunu yapmaya hakları yok!" Telefonu kapattığında ellerinin titrediğini fark ettim. "Ne oldu?" "Yeğenim şirket yönetimine dava açmış. Hisselerimi sana devretmemi engellemeye çalışıyor." Şaşkınlığım yerini korkuya bıraktı.