80 YAŞINDAKİ BÜYÜKANNEM

Dedem ise adada kalmıştı. "Sonra ne oldu?" diye sordum. Selim'in gözleri doldu. "Üç gün sonra yeniden adaya ulaştıklarında dedeniz hayattaymış. Ancak ağır yaraları nedeniyle hastaneye kaldırılmış." Büyükannem heyecanla doğruldu. "Öyleyse neden bize haber vermedi?" Selim'in yüzündeki ifade değişti. "Çünkü hastanede kayıt altına alınırken üzerinde kimlik bulunamamış. Kurtarma sırasında yaşanan karışıklık yüzünden başka bir kişinin adıyla kaydedilmiş." Dedem haftalarca bilinci kapalı şekilde yatmıştı. Uyandığında ise ciddi hafıza sorunları yaşıyormuş. Gerçek kimliği ancak aylar sonra anlaşılmış. Tam o sırada büyükannem dayanamayarak sordu: "Peki neden eve dönmedi?" Selim başını öne eğdi. "Dönmeye çalışmış." Bu iki kelime, büyükannemin bütün dünyasını altüst etti. Dedem iyileştikten sonra Türkiye'ye dönmek için gerekli işlemleri başlatmıştı. Ancak geçirdiği ağır yaralanmalar nedeniyle aylarca tedavi görmek zorunda kalmıştı. Sonunda ailesine ulaşmayı başardığında ise kendisine korkunç bir haber verilmişti. Büyükannemin hayatını kaybettiği söylenmişti. "Kim söyledi bunu?" diye bağırdım. Selim çantasından eski bir dosya çıkardı. "İşte asıl mesele burada." Dosyanın içinde yıllar önce gönderilmiş bir telgrafın kopyası bulunuyordu. Telgrafta büyükannemin öldüğü yazıyordu. Ancak altında ailemizden hiç kimsenin tanımadığı bir isim vardı. Büyükannem kâğıdı eline aldığında yüzü bembeyaz oldu. "Bu ismi tanıyorum..." Şaşkınlıkla ona baktım. "Kim bu?" Büyükannem güçlükle konuştu. "Dedemin çalıştığı şirketin eski müdürü. Nurettin onun bazı usulsüzlüklerini ortaya çıkarmıştı. Aralarında büyük bir anlaşmazlık yaşanmıştı." Selim başını salladı. "Yıllar sonra yapılan soruşturmada, kurtulanların kimlik bilgilerinin saklandığı ve bazı belgelerin değiştirildiği ortaya çıktı. Dedenizin ailesine ulaşmasını engelleyen kişi de aynı müdürmüş." Büyükannem hıçkırarak ağlamaya başladı. "Yani Nurettin benim öldüğümü düşünerek mi yaşadı?" "Evet." Peki dedem şimdi neredeydi? Bu soruyu sormaya korkuyordum. Selim, büyükannemin elini tutarak devam etti. "Dedeniz, hafızası tamamen yerine geldikten sonra sizi bulmak için yeniden araştırma yaptırmış. Gerçeği öğrendiğinde ise çok geç kalmış." "Ne kadar geç?" diye fısıldadı büyükannem. Selim'in gözlerinden yaşlar süzüldü. "Beş yıl önce hayatını kaybetmiş." Büyükannem gözlerini kapattı. O an sanki yirmi yedi yıllık ayrılığın bütün acısını yeniden yaşadı. Ancak Selim henüz sözlerini bitirmemişti. "Dedeniz ölmeden önce bana bir emanet bıraktı." Çantasından küçük, ahşap bir kutu çıkardı. Kutunun üzerinde büyükannemin adı yazıyordu. Münevver. Büyükannem kutuyu açtığında içinde bir yüzük ve katlanmış bir mektup buldu. Mektubu titreyen elleriyle açtı. "Sevgili Münevver'im... Sana söz verdiğim yolculuğu birlikte yapamadığımız için beni affet. Hayat bizi birbirimizden ayırdı ama kalbimdeki yerin hiç değişmedi. Sana 34A numaralı koltuğu neden seçtiğimi hiçbir zaman söyleyemedim. Çünkü o koltuk, otuz yıl önce ilk kez birlikte seyahat ettiğimiz uçakta oturduğun yerdi. O gün pencereden dışarı bakarken bana dönüp, 'Dünyanın neresine gidersek gidelim, yeter ki yanımda sen ol,' demiştin. Ben de sana bir söz vermiştim. Bir gün yine aynı koltukta oturacak ve hayatımızın geri kalanını birlikte geçireceğimiz bir yolculuğa çıkacaktık. Eğer bu mektup sana ulaşırsa bilmeni isterim ki seni beklemekten hiçbir zaman vazgeçmedim. Seni ömrümün son gününe kadar sevdim." Büyükannem mektubu göğsüne bastırdı. Ben ise gözyaşlarımı tutamıyordum. Selim ayağa kalkarak konuştu: "Dedeniz, babamın hayatını kurtaran insandı. Babam bana her zaman onun hikâyesini anlatırdı. Yıllardır sizi arıyordum. Geçen hafta yolcu listesinde adınızı gördüğümde inanamadım. Bugün burada olmanızın tesadüf olmadığını biliyordum." Büyükannem gülümsedi. "Ben de bir gün bu koltuğa oturursam Nurettin'e verdiğim sözü tutmuş olacağımı düşünmüştüm." Uçak Kaliforniya'ya yaklaşırken büyükannem pencerenin dışına baktı. Güneş, bulutların üzerinde batıyordu. Elinde dedemin mektubu, parmağında ise yıllar önce ona vermek istediği yüzük vardı. Yanına oturdum ve elini tuttum. "Büyükanne, keşke dedem de burada olsaydı." Gözyaşlarının arasından gülümsedi. "Burada yavrum. Bazen insan sevdiği kişiyi yanında göremez ama onun sevgisini her yerde hisseder." O gün büyükanneme pahalı bir uçak bileti alarak onu mutlu edeceğimi düşünmüştüm. Oysa onun istediği şey lüks bir koltuk değildi. Yarım kalmış bir sözü tamamlamaktı. Ve hayatım boyunca unutamayacağım bir şey öğrendim: Gerçek sevgi, birlikte geçirilen yıllarla değil, ayrı kalınan yıllara rağmen kalpte korunan yerle ölçülür.