Aile ihaneti hesaplaşma

3. Bölüm Yüzleşme annemlerin mutfağında gerçekleşti, çünkü suçlular tanıdık odaları severler. Babam tezgahın yanında, üzerinde pazar günü giydiği tişörtle, yüzü kıpkırmızı ve başkalarından çaldığı o sahte otoriteyle kabarmış bir halde duruyordu. Annem masada oturmuş, dudaklarını incecik büzmüş, sanki bir sahne performansına hazırlanıyormuş gibi telefonunu kaydırıyordu. Abim Adem ise bıkkın ve kafası karışmış bir halde buzdolabına yaslanmıştı. "Bizi buraya niye topladı anlamıyorum," dedi annem. "Doğum yapalı altı gün oldu ama şimdiden kriz çıkarıyor." Kerem'in ana kucağını Eren'in yanına koydum ve ayakta kalmaya devam ettim. Babam bıyık altından güldü. "Yorgun görünüyorsun, tatlım." "Yorgunum." "Belki de şu küçük hukuki sinir krizin için doğru zaman değildir." Masanın üzerine bir klasör bıraktım. Oda buz kesti. Annem keskin bir kahkaha attı. "Ve bunun tam olarak ne olması gerekiyor?" "Delil." Babamın gülümsemesi yüzünde dondu. Klasörü açtım. "Birinci sayfa: Doğum yaptıktan altı gün sonra kişisel hesabımdan para çekme girişimi. İkinci sayfa: Babamın yetkili kullanıcı listesinden sekiz yıl önce çıkarıldığına dair bankanın onay belgesi. Üçüncü sayfa: Üzerinde benim sahte imzamın bulunduğu para çekme talimatı." "O sahte imza değil," diye çıkıştı babam. "Ben senin babanım." "Bu hukuki bir savunma değil." Adem buzdolabından doğrularak öne çıktı. "Bekleyin bir dakika. Ne para çekmesi?" "Annem elini geçiştirircesine salladı. "Saf olma. Kız kardeşin abartıyor." Abime döndüm. "Dördüncü sayfa: Anneannemin miras defteri. Beşinci sayfa: Miras tespiti yapılmadan üç gün önce babamın adına düzenlenmiş 600.000 TL'lik bloke çek. Altıncı sayfa: Annemin bana bunu sana söylemememi tembihlediği ses kaydı." Annemin yüzündeki tüm renk çekildi. Adem anneme dik dik baktı. "Siz ne yaptınız?" Babam elini sertçe tezgaha vurdu. Kerem irkildi. Eren gözleri çelik gibi soğuk bir şekilde öne çıktı. "Elini indir," dedi. Babam ise parmağıyla beni işaret etti. "Seni nankör küçük cadı. Bu aileyi yok edebileceğini mi sanıyorsun?" "Hayır," diye yanıtladım sakince. "Siz onu zaten çoktan yok etmişsiniz." Kapı zili çaldı. Annem fısıldadı: "Kim o?" Doğrudan babamın gözlerinin içine baktım. "Sonuçlar." İçeri önce komiser girdi. Arkasından miras avukatı ve Batıyakası Esnaf Girişim Bankası'ndan bir yetkili geldi. Babamın o kibirli duruşunun çatlayışı öyle belirgindi ki, neredeyse büyüleyiciydi. Komiser, "Mahmut Özdemir?" diye sordu. Babam bir adım geri çekildi. "Bu ailevi bir mesele." Komiser elimdeki klasöre göz attı. "Artık değil." Annem o an ağlamaya başladı ama sessizce değil. Öfkeyle. Şahitlerin kendilerini suçlu hissetmelerini sağlamak için yapılan türden bir ağlamaydı bu. "Canan," diye hıçkırdı. "Lütfen. Biz senin anne babanız." İçimde kesinlikle hiçbir şey hissetmedim. "Ben hastane yatağında yatıp yardım isterken de anne babamdınız." Ağzı açık kaldı. Tek bir kelime bile çıkmadı. Olayların artçı şokları hızlı oldu. Banka, kullanıcı iptalini işleme koymadığını kabul ettikten sonra olayı sessizce tazminatla kapattı. Gelen para Kerem’in üniversite fonuna aktarıldı. Babam nitelikli dolandırıcılık teşebbüsüyle suçlandı ve mahkemeden kaçınmak için daha sonra suçunu itiraf etti. Miras incelemesinde o kadar çok kayıp para ortaya çıktı ki, Adem’e ve bana olan borçlarını ödeyebilmek için o çok değer verdiği göl kenarındaki bağ evini satmak zorunda kaldı. Annem en çok değer verdiği şeyi kaybetti: Seyircilerini. Ben hiçbir şey paylaşmadım. Buna ihtiyacım yoktu. Mahkeme kayıtları, Facebook açıklamalarının asla başaramayacağı bir şeyi yaptı. Alkış dilenmeden gerçeği söyledi. Altı ay sonra, Kerem omzumda uyurken gün doğumunda kapımın önündeki verandada oturuyordum. Eren bana kahve getirdi ve başımın üstünden öptü. "Hiç pişmanlığın var mı?" diye sordu. Şehrin öbür ucunda, anne babam kiralık bir dairede, bir zamanlar paylaştıkları her acımasız gönderiyi beğenen akrabaları tarafından tamamen dışlanmış bir halde yaşıyorlardı. Gökyüzünün altına dönmesini izledim. "Hayır," dedim. Hayatımda ilk defa kimse başıma bir minnet borcu kakmıyordu. Kimse bana zayıf demiyordu. Kimse acımı görüp de bana sessizlikle cevap vermiyordu. Oğlum kıpırdandı, sıcak ve güvendeydi. Onu kendime daha yakın tuttum. Ve sonunda, huzur bana geri cevap verdi.