Aldatılan Kadının İntikam Hikayesi

Çocuğuyla birlikte Antalya’daki kız kardeşinin yanına gitti. Dört gün içinde Fikret şunları kaybetti: Gelecek hayali kurduğu kadını. Emirler yağdırdığı ofisi. Her zaman dönebileceğine inandığı evi. Ertesi hafta, Gebze’deki şirket deposuna girmeye çalıştığında, işçilerin tabela levhasını değiştirdiğini gördü. Ve güvenlik görevlisi içeri girmesine izin vermedi. Ben içerideydim. Maaş bordrolarını Türk Lirası üzerinden imzalıyordum. O ise uzun yıllar sonra ilk kez, birinin kapıyı yüzüne kapattığını keşfediyordu. Boşanma hızlı olmadı… Ama temiz oldu. Çünkü geride hiçbir açık uç bırakmamaya karar vermiştim. Fikret ilk birkaç hafta bana her saat başı mesajlar gönderdi. Bazıları öfkeliydi. Diğerleri ezberlenmiş pişmanlıklar. “Düzeltebiliriz.” “Seni kaybetmek istemedim.” “Her şey karıştı.” “Mert’in bir suçu yok.” O son noktada en azından haklıydı. Çocuğun bir günahı yoktu. Bu yüzden attığım her adım sadece asıl önemli olan yere darbe vurmak için tasarlandı: Gururuna. Yalanlarına. Cüzdanına. Avukatlarım tazminat davasını açtı ve ceza davasını hazırladı. Denetim raporu çok netti: Yirmi altı ayda kırk sekiz haksız işlem. Şirket fonlarıyla ödenmiş bir kira. İki sigorta poliçesi. Şirket hesabından finanse edilmiş, kendi adına kayıtlı bir araba. Belgelenmemiş nakit çekimleri. Fikret bunların "avans" olduğunu söyleyerek kendini savunmaya çalıştı. Ancak bu sözde avanslar asla kimse tarafından onaylanmamıştı. En başta da benim tarafımdan. Tek ortak bendim. Kendi avukatı sonunda ona uzlaşmayı kabul etmesini tavsiye etti. Kabul etti çünkü başka şansı yoktu. Arabasını sattı. Neredeyse hiç kullanmadığı motosikletini. Ve bir gün ikinci bir ev yapacağına inanarak Bolu yakınlarında aldığı küçük bir arsayı. Bunlarla paranın bir kısmını iade etti. Şirket, ev ve evlilik öncesi ya da sırasında kendi fonlarımla alınan mobilyalar üzerindeki tüm haklarından yazılı olarak feragat etti. Buna karşılık, ben de suç duyurusunu geri çektim. Merhametten değil. Hesaplı olduğum için. Böyle bir süreç yıllar alırdı. Ve Mert’i de bu işin içine çekerdi. Onu bir ofiste son görüşüm, noterdeki son imza günüydü. Üzerinde kırışık bir gömlek vardı. Yenilmekle kendini yok etmek arasındaki farkı ayırt edemeyen o adam bakışı üzerindeydi. Yüzüme bakmadan imzaladı. Bitirdiğinde kuru bir acıyla sordu: —Şimdi mutlu musun? Kendi kopyamı çantama koydum. Ayağa kalktım. —Hayır. Sen benim hayatımı kendi keyfinin yöneticisiymişim gibi yaşamaya karar vermeden önce mutluydum. Şimdi sadece huzurluyum. Bir süre üçüncü şahıslar aracılığıyla ondan haber aldım. Kısa süreli sözleşmeli işler aldığını. Cemre’nin onunla tekrar bir araya gelmediğini. Mert’i bazı hafta sonları Antalya’da gördüğünü. Bir arkadaşıyla küçük bir iş kurmaya çalışıp, kimse ona malzeme kredisi vermek istemediği için başarısız olduğunu. İstanbul’da iş dünyası o kadar da büyük değildir. İnsanlar sadakatsizliği unutabilirler… Ama kötü yönetimi nadiren unuturlar. Ben yoluma devam ettim. Şirketi yeniden organize ettim. Hesapları temizledim. Giderleri gizleyen iki çalışanı işten çıkardım. Bir finans müdürü tuttum. Bir yıl sonra yeni bir depo açtık. İhmali yüzünden riske attığı müşterileri geri kazandık. Hayatımı başkası için yeniden icat etmeme gerek yoktu. Kendi hayatımı gerçekten yeniden inşa etmek benim için yeterliydi. Üç yıl sonra bir toplantıdan çıkıyordum. Onu yolun karşısında gördüm. Gri bir iş tulumu giymişti. Bir nakliye minibüsünün yanında bekliyordu. Olması gerekenden daha fazla yaşlanmıştı. Başını kaldırıp şirketimin dış cephesine baktı. Öylece hareketsiz durdu. Kapının üzerinde, yeni harflerle her zaman orada olması gereken isim parlıyordu: Soylu Malzeme. Benimle konuşmaya gelmedi. Gerek de yoktu. O an ondan tam olarak neyi aldığımı anladım. Sadece bir şirketi değil. Sadece bir evi değil. Sadece bir makamı değil. Ona, asla kendisine ait olmayan bir yerde vazgeçilmez hissetme alışkanlığını bıraktırdım. Ve hayatının geri kalanı boyunca en çok pişman olduğu şey de şuydu: Başka bir kadını sevdiği için her şeyi kaybetmiş olması değil… O, dünyamı kendi dünyasıymış gibi bölerken benim hala beklemeye devam edeceğime inandığı için her şeyi kaybetmiş olması.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.