Murat sandalyesini o kadar hızlı geriye itti ki, sandalye yerde gıcırdadı. "Ne?" "Peki ya ev?" "Aile evimizi mi satıyorsun?" diye çıkıştı Cansu. İçimde eski ve yorgun bir şeylerin şahlandığını, ardından çelik gibi sertleştiğini hissettim. "Hayır," dedim. "Kendi evimi satıyorum." Masanın etrafındaki altısına da baktım. Onları her halleriyle sevmiştim: teselliye ihtiyacı olan çocuk hallerini de, artık arayacak vakit bulamayan yetişkin hallerini de. Ve şimdi onlara ağır bir ders verme zamanıydı. Onları her halleriyle sevmiştim. "Bu evde kaldım çünkü eninde sonunda çocuklarımın buraya geri döneceğini düşündüm," dedim. "Belki hayat yoğundur ve bir gün daha çok ararlar, daha uzun kalırlar, kapıdan aceleyle çıkıp gitmezler diye düşündüm. Yıllarca hepiniz için bahaneler ürettim." "Anne, öylece yapamazsın—" diye başladı Deniz. "Bir daha sözümü kesmeyin, hiçbiriniz," dedim. Boğazımı temizledim. "Ben yukarıda uyumaya çalışırken sizin benim takılarım için kavga ettiğinizi duymak içimde bir şeyleri değiştirdi." Lale eliyle ağzını kapattı. Deniz'in yüzü sertleşti. "Yani bu bir ceza." "Bir daha sözümü kesmeyin, hiçbiriniz." "Hayır," dedim. "Bu bir farkındalık. Ömrümden geriye kalan zamanı, sadece bir çıkarı olabileceğini düşündüklerinde beni hatırlayan insanları boş bir evde tek başıma oturup bekleyerek geçirmek istemiyorum." Berat sanki ona vurmuşum gibi baktı. Tarık gözlerimi kaçırdı. "Bu yüzden evi satıyorum çünkü artık ona ihtiyacım yok," diye devam ettim. "Şehrin diğer ucunda çok güzel bir huzurevi ve yaşlı yaşam merkezi buldum. Bahçesi var, kütüphanesi, cuma günleri müzik etkinlikleri ve ağaçların altında bankları olan yürüyüş yolları var. Oradaki insanlar akşam yemeğinde birlikte oturuyorlar. Konuşuyorlar. Gülüyorlar… Ben yeniden etrafımda kahkahalar olsun istiyorum." "Ömrümden geriye kalan zamanı boş bir evde tek başıma oturup bekleyerek geçirmek istemiyorum." Lale gerçekten ağlamaya başladı. "Anne, ben seni kaybetmekten korktuğum için geldim, şimdiyse sen bu korkuyu gerçeğe dönüştürüyorsun." "Sen hasta olduğumu söylediğim için geldin ve sonra safir kolyemin kime kalacağı konusunda kavga ettin." "Biz sadece mantıklı şeyleri konuşuyorduk…" "Peki ondan önce, beni başka bir işinle birleştirmeden sırf görmek için en son ne zaman ziyaret ettin?" "Şimdiyse sen bu korkuyu gerçeğe dönüştürüyorsun." Ağzını açtı. Kapattı. Önüne baktı. Murat'a döndüm. "Beni en son ne zaman sırf sohbet etmek için aradın?" Elini yüzüne sürdü. "Bilmiyorum." "İşte tam olarak bu." Deniz sandalyesinde dikleşti. "Bizim kendi hayatlarımız var. Bunu biliyorsun." "Biliyorum," dedim. "Sizi o hayatlara sahip olun diye büyüttüm zaten." Cansu bu kez daha sessizce, "Seni sevmediğimizi hiçbir zaman söylemedik," dedi. "Hayır. Sadece beni uzaktan, kendi keyfinize göre sevmeye çok alıştınız." Oda buz kesti. "Seni sevmediğimizi hiçbir zaman söylemedik." Ellerimi kenetledim. "Babanız öldükten sonra altı çocuk büyüttüm. İçinizden biri diş teli, spor ayakkabısı, okul gezisi parası ya da üniversite kitapları için yardım almadan bir günü geçtiğini hatırlıyor mu?" Hepsi mahcup bir şekilde birbirine baktı. "Ama anne, anne babalar zaten bunu yapar…" dedi Deniz. "Yapar. Ben çift vardiya çalıştım, on yıl boyunca aynı kışlık paltoyu giydim ve çok pahalı olan ya da çok zaman alan her şeyi pas geçtim çünkü birinizin bir şeye ihtiyacı vardı. Hepsini yine yapardım ama bana söyleyin… Ben daha gitmeden eşyalarımı paylaşmanın normal olduğunu düşünmenize yol açacak neyi yanlış yaptım?" Gözlerim yanıyordu ama hiçbirinden gözümü kaçırmadım. Hepsi mahcup bir şekilde birbirine baktı. Berat boğazını temizledi. "Hayır, hiçbir şeyi yanlış yapmadın anne. Özür dilerim." Bunun üzerine hepsi mırıldanarak özür diledi. Başımı sallayarak kabul ettim. "Eğer bu konuda samimiyseniz, kararıma saygı duyarsınız. Bu ev size mirasınızı zaten verdi. Size doğum günü partileri, yılbaşı sabahları, geç geldiğinizde açık bırakılan bir kapı önü ışığı ve sığınacak güvenli bir yuva verdi." Doğrudan Deniz'in gözlerinin içine baktım. "Benden sonraya kalmanın bir ödülü olarak size borçlu olduğu hiçbir şey yok." Yüzündeki o sert ifade sonunda kırıldı. Öfkesinin ve kibrinin son kırıntıları da kayboldu, yerini utanca bıraktı. Ahmet Bey sessizce klasörü kapattı. "Sanırım buradaki işim bitti." Yıllar sonra ilk defa, herkes gittikten sonra beni bekleyen o sessizlikten korkmuyordum. Çünkü bu kez artık beklemiyordum. Hayatımın son yıllarını kendi şartlarımla yaşamaya hazırlanıyordum. "Bu ev size mirasınızı zaten verdi."