Annemi çok severdim
Her zaman annemle birbirimizden başka kimsemiz olmadığını sanırdım. Ta ki vasiyeti bunun tam tersini gösterene kadar. Gerçek ise ancak odasında saklanmış bir mektup bulduğumda ortaya çıkmaya başladı. Annemi çok seviyordum. Ama hiç babam olmadı. Küçükken Babalar Günü geldiğinde kendimi kaybolmuş gibi hissederdim. Annem Meryem bana hep şöyle derdi: “Her zaman sen ve ben vardık, Zeynep. Bu fazlasıyla yeter.” Ben de ona inanırdım. Ya da en azından inanmaya çalışırdım. Annemi çok seviyordum. Ama hiç babam olmadı. Sorun şu ki annem her zaman mesafeliydi. Benimle ilgilenirdi, ihtiyacım olan her şeyi sağlardı. Ama bana hiç sarılmazdı. Ağladığımda da beni kollarına çekmek yerine omzuma hafifçe dokunurdu. Yedi yaşındayken geceleri odasının kapısında durduğumu hatırlıyorum. “Anne?” derdim. “Evet?” “Bu gece senin yatağında uyuyabilir miyim?” Ama o bana hiç sarılmazdı. “Sen artık büyüdün Zeynep. Kendi odanda da gayet iyi uyuyabilirsin,” derdi. Ben de başımı sallayıp uzaklaşırdım, canımın yandığını belli etmemeye çalışarak. Okuldaki tiyatro gösterilerime nadiren gelirdi. Sonrasında da migreni olduğunu söylerdi. Hayat hakkında ya da ilişkilerim hakkında çay eşliğinde uzun, içten sohbetlerimiz hiç olmadı. Ama üniversiteden mezun olduğumda oradaydı. Törenden sonra ona sarıldığımda vücudu gerildi. “Seninle gurur duyuyorum.” Sanki ezberlenmiş bir cümle gibiydi. “Sen artık büyüdün Zeynep.” Mezuniyetten sonra iş için başka bir şehre taşındım. Kendi hayatımı kurdum. Bir pazarlama şirketinde çalışıyordum, küçük bir daire kiralamıştım ve hafta sonlarımı aile gibi hissettiren arkadaşlarımla geçiriyordum. Ara sıra annemi arar, bazen de ziyarete giderdim. “Nasıl hissediyorsun?” diye sorardım telefonda. “İyiyim.” “Ev nasıl?” “Aynı.” Kendi bağımsız hayatımı kurmuştum. Konuşmalarımız hep kısa olurdu. Annem hayatım hakkında pek soru sormazdı. Sonunda bunu kabullendim. Belki de o sadece böyle biriydi. Belki bazı anneler sevgilerini sessizce gösteriyordu. Telefon Perşembe akşamı geldi. Hatırlıyorum çünkü işten yeni eve gelmiştim. “Bu Meryem Hanım’ın kızı Zeynep mi?” diye sordu bir adam. “Evet.” “Ben annenizin avukatı Harun. Üzgünüm ama annenizin uzun süren bir hastalıktan sonra bugün hayatını kaybettiğini bildirmek zorundayım.” Zemin ayağımın altından kaymış gibi hissettim. “Ne diyorsunuz? O gayet iyiydi!” Kısa bir sessizlik oldu...