AYNI KADININ EVİNİ TAM SEKİZ YIL BOYUNCA HER PERŞEMBE TEMİZLEDİM

“Bunu okuduktan sonra bana neden sekiz yıl beklediğimi soracaksın.” Kâğıdı elimde tutarken birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim. Sonra gözlerimi Nesrin Hanım’a çevirdim. “Peki neden beklediniz?” Sanki bu soruyu yıllardır bekliyormuş gibi derin bir nefes aldı. “Çünkü sana yardım etmek istiyordum, Mine. Ama seni küçültmeden.” Kaşlarımı çattım.“Anlamıyorum.” Önümde duran ilk belgeyi tekrar elime aldım. Bu, yaşadığımız evle ilgili resmi bir tapu kaydıydı. Adres bizim adresimizdi. Ama malik kısmında benim adım yazmıyordu. Nesrin Hanım’ın adı vardı. Kalbim hızlandı. “Bu ev… sizin mi?”Başını salladı. “Artık değil.” İkinci belgeyi çevirdim. Bu kez devre ilişkin resmi bir sözleşme vardı. Alıcı kısmında benim adım yazıyordu. Mine Karaca. Yanında da kızım Ada’nın adı. Bir an nefes alamadım.“Bu gerçek olamaz.” “Gerçek.” “Hayır… Biz o evde sekiz yıldır kiracıyız.” “Öyle sanıyordun.” Ayağa kalktım. Sandalyenin ayakları zeminde sert bir ses çıkardı. “Bir dakika. Ev sahibimiz Faruk Bey.” Nesrin Hanım başını yavaşça salladı.“Faruk benim vekilim.” Sanki o ana kadar odadaki hava yetiyormuş da birden bitmiş gibi hissettim. “Bunu neden yaptınız?” “Çünkü sekiz yıl önce seni ilk gördüğüm gün bana kızımı hatırlattın.” Bu kez susan ben oldum. Nesrin Hanım pencereye doğru yürüdü. “Benim de bir kızım vardı. Adı Melike.” Onun ailesinden bahsettiğini çok duymuştum.Şehir dışında yaşayan kızı olduğunu biliyordum. Ama Melike adını hiç duymamıştım. “Ne oldu ona?” “Yirmi dokuz yaşındayken eşinden ayrıldı. Küçük bir oğlu vardı. Çok gururluydu. Yardım istemeyi sevmezdi.” Nesrin Hanım hafifçe gülümsedi. “Senin gibi.” Bu benzetme içime oturdu.“Bir gün bana, ‘Anne, insanın parasız kalmasından daha kötü bir şey varsa o da herkesin sana acıyarak bakmasıdır,’ demişti.” “Sonra?” Nesrin Hanım’ın gözleri doldu. “Ben de onun gururuna saygı duyduğumu sanıp geri çekildim.” Sesi değişti. “Ama bazen geri çekilmek saygı değildir Mine. Bazen korkaklıktır.” Dudaklarını birbirine bastırdı.“Melike maddi sıkıntılarını benden sakladı. Borçlandı. Oğlunun okul masraflarını tek başına karşılamaya çalıştı. Gece gündüz çalıştı. Yardım istemedi.” Kalbimde tuhaf bir sıkışma hissettim. “Şimdi nerede?” Nesrin Hanım cevap vermeden önce uzun süre sustu. “On yıl önce bir trafik kazasında öldü.” Başımı eğdim.“Başınız sağ olsun.” “Teşekkür ederim.” Sonra bana döndü. “Melike öldükten sonra onun evinde bir defter buldum. Masraflarını yazdığı bir defter. Sayfaların kenarında küçük notlar vardı. ‘Annemden istemeyeceğim.’ ‘Bunu kendim halledeceğim.’ ‘Bir gün rahat edeceğiz.’” Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Onu okurken şunu fark ettim: Kızımın güçlü olduğunu düşünerek kendimi kandırmışım. O aslında tek başına güçlü olmaya mecbur bırakılmıştı.”Ne söyleyeceğimi bilemedim. Nesrin Hanım devam etti. “İki yıl sonra senin ilanını gördüm.” “Benim temizlik ilanımı mı?” “Evet. El yazın yamuktu. Telefon numaranın son rakamı da neredeyse okunmuyordu.” İstemeden güldüm. O da gülümsedi.