Beklenmeyen Ziyaret

Valizimde hediyelerim, üzerimde en güzel elbisemle, aylardır beklediğim o aile ziyaretini nihayet gerçekleştireceğimi düşünerek ülkenin bir ucundan uçup gelmiştim. İlk 15 dakikanın sonunda ise bir motel yatağında tek başıma oturmuş, öz oğlumun hayatındaki yerimin ne olduğunu sorguluyordum. Oğlum beni verandada 15 dakika boyunca bekletti; az kalsın benim için hazırladığı sürprizle hiç tanışmadan eve dönecekti.Mert, "Anne, ne zaman istersen gelebilirsin," dediğinde şaka yaptığını sanmıştım. Yıllardır buna benzer şeyler söyleyip duruyordu. "Seni buraya getirtmemiz lazım." "Çocuklar seni soruyor." "Yakında bir şeyler planlayalım." Ama bir ay önce sesi ciddi geliyordu. "Bir hafta sonu seç," dedi. "Bir şekilde ayarlarız." Ben de öyle yaptım. Uçak biletini erkenden aldım. Tarihi teyit etmek için iki kez aradım. Özenle valizimi hazırladım. Çocuklar için hediyeler aldım. Elif için bir oyuncak tavşan, erkek çocuklar için bulmaca kitapları ve oyuncak arabalar. Hatta yeni bir elbise aldım. Mavi. Sade. Özen gösterdiğimi kanıtlayacak kadar şık. Oğlumun evine aitmiş gibi görünmek istiyordum. Taksi şoförü, "Büyük bir aile ziyareti mi?" diye sordu. Gülümseyerek, "Öyle umuyorum," dedim. Mert bana saat dörtte gelmemi söylemişti. Taksi hızlı geldiği için 3:45’te oradaydım. Verandada durup elbisemi düzelttim ve telefonun ekranından rujumu kontrol ettim. Sonra Mert kapıyı açtı. Gülümsemiyordu. Bana sarılmadı. Önce benim arkama, sokağa doğru baktı. "Anne," dedi. "Dört demiştik. Daha 3:45." Şaka yapıyor olmalı diye düşünerek güldüm. "Biliyorum yavrum. Taksi çabuk geldi. Herkesi görmek için sabırsızlandım." İçeriden müzik sesleri geliyordu. Hâlâ gülümsemiyordu. "Leyla hâlâ hazırlık yapıyor," dedi. "Ev hazır değil. Dışarıda bekler misin? Sadece on beş dakika." Gözlerimi kırpıştırdım. "Dışarıda mı?" "Sadece 15 dakika." İçerideki müziği duyabiliyordum. Koşan çocuklar, gülen birileri... "Mert, havaalanından geldim," dedim. "Biliyorum. Sadece her şeyin hazır olmasını istiyoruz." Ben de bekledim. Sonra bana o meşgul insanların, açıklama yapmak zorunda kalmadan sizin uyum sağlamanızı istediklerinde attıkları o kısa bakıştan fırlattı. "Lütfen anne. On beş dakika." Ve sonra kapıyı kapattı. Öylece durup kapıya baktım.Beş dakika geçti. On dakika. Sonra on beş. Kimse dışarı çıkmadı. Bacaklarım ağrıdığı için valizimin üzerine oturdum. İçeride koşan küçük ayak seslerini duyabiliyordum. Kahkahalar geliyordu; müziğin sesi şimdi daha da açılmıştı. Kapıya baktım ve korkunç bir şeyi fark ettim. Erken gelmemiştim. Kimse beni durdurmamıştı. Beklenmedik bir misafir de değildim. Sadece içeride her ne oluyorsa, ondan daha az önemliydim. Telefonumu çıkardım. Rehberden onun ismini buldum. Sonra ekranı kilitledim. Ayağa kalktım, valizimi aldım ve bahçe yolundan aşağı yürüdüm. Kimse beni durdurmadı. O gece telefonumu açmadım. Köşede bir taksi durdurdum. Şoför, "Nereye?" diye sordu. "Ucuz olan herhangi bir yere," dedim. Beni on dakika uzaklıktaki bir motele götürdü. Sandalyenin üzerindeki hediye çantasıyla birlikte, mavi elbisemle orada oturdum ve kendimi yıllardır hiç hissetmediğim kadar yorgun hissettim.