BENDEN 30 YAŞ BÜYÜK BİR ADAMLA EVLENDİM

“Ve birkaç saniye sonra avukatın söylediği tek bir cümle, odadaki herkesin yüzündeki ifadeyi tamamen değiştirdi.”

Avukat gözlüğünü düzeltti, önümde açık duran ahşap kutuya baktı ve sakin bir sesle,

“Haluk Bey servetini size bırakmadı,” dedi.

O an karşı koltukta oturan kızı Bige’nin yüzünde zafer kazanmış gibi bir ifade belirdi.Yanındaki ağabeyi Tuna ise arkasına yaslanıp derin bir nefes verdi.

Sanki aylardır bekledikleri cümleyi sonunda duymuşlardı.

Bige dudaklarının kenarındaki gülümsemeyi gizlemeye bile çalışmadan bana baktı.

“Sana söylemiştim.”

Ben hiçbir şey söylemedim.

Zaten o anda para düşünecek halde değildim.

Kutunun içinde sararmış birkaç zarf, eski bir anahtar ve Haluk’un el yazısıyla yazılmış küçük bir not vardı.Notu elime aldım.

Üzerinde yalnızca şu yazıyordu:

“Bunu okuduğunda ben olmayacağım. Ama umarım artık kendine, benim sana baktığım gibi bakmayı öğrenmişsindir.”

Boğazım düğümlendi.

Bige sabırsızca avukata döndü.

“Peki servet kime kaldı?”

Avukat masasının çekmecesinden kalın bir dosya çıkardı.“Haluk Bey’in mal varlığının büyük bölümü iki çocuğuna bırakıldı.”

Bige rahatlamış gibi gülümsedi.

Tuna ise hemen öne eğildi.

“Büyük bölümü mü?”

Avukat başını salladı.

“Evet.”

Odadaki hava yeniden değişti.

Avukat devam etti:

“Şirket hisselerinin yüzde kırkı, yatırım hesaplarının bir kısmı ve şehir dışındaki iki mülk size kalıyor.”

Tuna kaşlarını çattı.

“Peki ev?”

Avukat bana baktı.

“Ev hanımefendiye ait değil.”

Bige kahkaha attı.

Bu kez gerçekten içim acıdı.

Haluk’un ölümünden sonra bir insanın gözümün içine baka baka böylesine sevinmesi beni şaşırtmıştı.

Ama avukat henüz sözünü bitirmemişti.

“Çünkü ev zaten yıllar önce satıldı.”

Üçümüz birden ona baktık.

Bige’nin yüzü dondu.

“Ne demek satıldı?”

Avukat dosyadan bir belge çıkardı.

“Haluk Bey konağı iki yıl önce kendi kurduğu vakfa devretti.”

“Ne vakfı?”“Eşini kaybetmiş, borç içinde yaşayan ve barınma riski bulunan kadınlara geçici konut sağlayan bir vakıf.”

Kalbim hızlandı.

Avukat bana baktı.

“Vakfın adı da sizin adınıza kurulmuş.”

Bir an nefes alamadım.

“Benim haberim yoktu.”

“Olmasını istemedi.”

Tuna sinirlenerek ayağa kalktı.

“Babam aklını mı kaçırmıştı? Milyonluk evi bir vakfa mı verdi?”

Avukat sakinliğini bozmadı.

“Haluk Bey bunu tamamen kendi isteğiyle yaptı.”

Bige öfkeyle bana döndü.

“Bunu sen yaptırdın!”

“Ben hiçbir şey bilmiyordum.”

“Yalan söylüyorsun!”

Avukat sertçe,

“Bige Hanım,” dedi. “Babanız bütün işlemleri sizin üvey annenizden habersiz yaptı.”

O kelime beni garip biçimde etkiledi.

Üvey anne.

Bige benden yalnızca birkaç yaş küçüktü ve hiçbir zaman beni ailesinden biri olarak görmemişti.

Belki de görmesini beklemek hataydı.

Avukat elindeki dosyayı kapattı.

“Ancak toplantının asıl nedeni bunlar değil.”

Tuna tekrar yerine oturdu.

“Başka ne var?”

Avukat kutunun içindeki eski anahtarı işaret etti.

“Haluk Bey bu anahtarın neyi açtığını yalnızca hanımefendiye açıklamamı istedi.”

Bige itiraz etti.

“Biz burada neden oturuyoruz o zaman?”

“Çünkü babanız sizin de görmenizi istedi.”

Avukat bana küçük bir adres uzattı.

Şehrin eski semtlerinden birindeydi.

Tanıdığım bir yer değildi.

“Oraya gitmenizi istedi.”

Tuna alaycı bir sesle,

“Bir depo falandır,” dedi.

Avukat cevap vermedi.

Yarım saat sonra hep birlikte arabalarımıza binip verilen adrese doğru yola çıktık.

Yol boyunca Haluk’la geçirdiğim son haftaları düşündüm.

Hastanede elimi tutuşunu.

Gece uyuyamadığında bana gençliğini anlatmasını.

Bir keresinde ansızın,

“İnsan öldüğünde geriye ne bıraktığından çok, kime ne hissettirdiği kalıyor,”

demesini.

O zaman hastalığın verdiği duygusallık sanmıştım.

Şimdi ise her cümlesinin bilinçli olduğunu anlamaya başlıyordum.

Adres bizi eski bir apartmanın önüne çıkardı.

Avukat önden yürüdü.

Üçüncü kata çıktık.

Kapının önünde durunca cebimdeki anahtarı çıkardım.

Anahtar kilide tam oturdu.

Kapıyı açtığımda karşıma küçük ama bakımlı bir daire çıktı.

Salonun ortasında tek bir masa vardı.

Masanın üzerinde onlarca fotoğraf duruyordu.

Yaklaştığımda dizlerimin bağı çözüldü.

Fotoğraflardaki kişi bendim.

Ama çoğu Haluk’la tanışmadan önce çekilmişti.

Birinde çalıştığım kafeden çıkıyordum.