BÖLÜM 1 — Eğer kimse o konteyneri açmazsa, annem içeride ölecek! Yedi yaşındaki zayıf çocuk Emir’in çığlığı, İstanbul’un kalabalık bir semt pazarında; simit tezgâhları, çay bardaklarının şıngırtısı ve pazarcıların bağırışları arasında kayboldu. Yüzü kir içindeydi, tişörtü yırtıktı ve tek gözü kalmış eski bir peluş ayıyı sıkıca kucaklıyordu. Bir eliyle paslı yeşil bir çöp konteynerini işaret ediyordu; siyah poşetlerle doluydu. İnsanlar durup kısa bir an baktı ve yollarına devam etti. — Zavallı çocuk, kaybolmuş herhalde — dedi elinde poşetleri olan bir kadın. — Ya da para koparmaya çalışan bir çocuk — diye mırıldandı bir adam, hiç durmadan yürüyerek. Emir para istemiyordu. Yalvarıyordu. — Annem orada! Lütfen bana inanın! Biraz ileride siyah bir araç kaldırımın yanında durdu. Araçtan Türkiye’nin büyük inşaat ve otel zincirlerinden birinin sahibi olan Kerem Demir indi. Üzerinde gri takım elbise, pahalı bir saat ve insanların yol açmasına alışmış soğuk bir bakış vardı. Bir iş toplantısına gidiyordu. Sokak dramasına vakti yoktu. Ama Emir ona koşup ceketine küçük elleriyle yapıştı. — Beyefendi, siz bana yardım edebilirsiniz. Annem içeride kilitli. Kimse inanmıyor. Kerem kaşlarını çattı, ceketi kirlenmişti. — Bırak beni çocuk. Bir polise git ya da aileni bul. — Kimsem yok! Kerem kendini kurtardı. Bir an çocuğun gözlerine baktı: kızarmış, şişmiş, korku dolu. Yalan söyleyen birine benzemiyordu. Ama gururu ağır bastı. — Sokakta gördüğüm her şeye müdahale edemem — dedi sertçe. Ve yakındaki bir kafeye girdi. Türk kahvesi söyledi ama içemedi. Camdan baktığında Emir’i konteynerin yanında çökmüş, oyuncak ayısını sanki tek umuduymuş gibi sıkıca tutarken gördü. Arada bir başını kaldırıp bağırıyordu: — Anne, dayan! Geliyorlar! Kimse gelmedi. O gece İstanbul’daki lüks villasına döndüğünde Kerem uyuyamadı. Dev evin sessizliği boğucuydu. Gözlerini kapattığında çocuğun sesi kulaklarından gitmiyordu. Çocukluğundan unutmak istediği bir anı geri geldi: sekiz yaşındayken babası bir gece ortadan kaybolmuş, o da mahallede yardım istemişti. Kimse inanmamıştı. Sabah, kimseye haber vermeden anahtarlarını alıp pazara geri döndü. Konteyner hâlâ oradaydı. Emir de oradaydı. Islak kaldırımda oturuyordu; yüzü solgundu, dudakları morarmıştı, peluş ayıyı göğsüne bastırıyordu. Bütün gece oradan ayrılmamıştı. Kerem’i görünce sendeleyerek ayağa kalktı. — Geri geldiniz… Kerem’in içinde bir şey koptu. — Bütün gece burada mı kaldın? Emir başını salladı, zayıf bir sesle: — Annem yalnız kalmasın diye… Kerem telefonunu çıkarıp eski bir tanıdığı olan Komiser Arif’i aradı. — Kadıköy’deki pazara ekip gönder. Hemen. — Ne için? — dedi Arif uykulu bir sesle. — Bir çocuğa göre bir kadın çöp konteynerinde olabilir. Kısa bir sessizlik oldu, sonra bir kahkaha. — Kerem, çocuk işte… uyduruyor olmasın? Kerem’in sesi buz gibiydi. — İki kere söylemeyeceğim. Yarım saat sonra iki ekip geldi. Polisler isteksizce indi, kalabalık toplanmaya başladı. Bazıları telefonla çekim yapıyordu. — Hadi bakalım, açalım şu kutuyu — dedi bir polis alayla. Metal kapağa vurdu. Ses yoktu. Komiser Arif Kerem’e dönüp sırıttı. — Görüyor musun? Tam o anda Emir koştu, konteynere vurmaya başladı. — Anne! Ben Emir! Ses ver! Pazar yeri tamamen sustu. Önce hiçbir şey olmadı. Sonra içeriden zayıf bir ses geldi. Tok. Bir tane daha. Tok. Tok. Arif’in yüzündeki gülümseme kayboldu. — Açın — dedi sertçe. Levye ile zorladılar. Metal çığlık attı. Ağır bir koku yayıldı, insanlar geri çekildi. Kapak açıldığında herkes dondu. Poşetlerin ve çöplerin arasında, bileklerinden bağlanmış, yüzü darp izleri ve kurumuş kanla kaplı bir kadın vardı. Nefes almakta zorlanıyordu. Emir çığlık attı: — Anne! Kadın gözlerini araladı: — Emir… Kerem olduğu yerde kaldı. Bir gece önce inanmayabilirdi. Ve Emir ona gözyaşlarıyla baktığında, Kerem ilk kez gerçekten geç kalmış olmanın ağırlığını hissetti. Ve hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı…