Bir Dönüm Noktası
Deniz: Durumu tuhaflaştırma. Yukarı gel de bir şeyler içelim. Sana pahalı şaraptan sipariş etmene izin vereceğim. Pahalı şarap. Sanki yıllardır içtiği her şişeyi ben satın almamışım gibi. Sanki gardırobu, araba taksitleri, akşam yemekleri ve ailevi acil durumları, bir şirket stratejisti olarak haftada seksen saat çalışmam sayesinde karşılanmıyormuş gibi. Gece yarısı Deniz nihayet aradı. Telefonun üç kez çalmasına izin verdim. Dördüncü çalışta açtım. “Neredesin sen Allah aşkına?” diye çıkıştı. “Eşyaların gitmiş. Gerçekten otelden çıkış mı yaptın? Bu çok zavallıca Nazlı.” “Otelden çıkış yapmadım,” dedim, karanlık penceredeki aksime bakarak. “Odamı değiştirdim.” “Öf, Allah aşkına. Hâlâ o şakaya mı kızgınsın?” “Benimle birlikte gülmüyordun. Ailene, ben ödemeye devam ettiğim sürece bir önemim olmadığını gösteriyordun.” “İşte başladı yine,” diye tükürürcesine konuştu. “Para. Her zaman lafı paraya getiriyorsun. Daha fazla kazanıyorsun diye her şeyi kontrol edebileceğini sanıyorsun.” Bu ritim çok tanıdıktı. Hakaret et. Suçla. Problemi tersine çevir. “Haklısın,” dedim. “Lafı paraya getiriyorum. Yarından itibaren otel de aynısını yapacak.” Telefonu kapattım. Uyumadım. Bunun yerine organize oldum. Birikimlerimi şahsi bir hesaba taşıdım. Ortak hesaplardaki şifreleri değiştirdim. Boşanma avukatıma e-posta gönderdim. Banka kayıtlarını ve ekran görüntülerini topladım. Sabah saat yedide, üzerimde şık keten bir takım elbise ve elimde sade kahvemle lobideydim. Bir fırtına gibi geldiler. Selen, yüzü öfkeden gerilmiş bir halde başı çekiyordu. Deniz, yüzü solmuş ve hiddetli bir şekilde arkasından geliyordu. Aslı ise bankacılık uygulamasını çoktan kontrol etmeye başlamış bir halde arkalarında duruyordu. “Bir yanlışlık olmuş,” diye resepsiyona doğru gürledi Selen. “Spa kartım çalışmıyor ve görevli kahvaltının dâhil olmadığını söylüyor.” Ayağa kalktım. “Bir yanlışlık değil, Selen Hanım.” Döndüler. Deniz gözlerini kıstı. “Nazlı, buna hemen şimdi son ver. Kartını onlara ver. Senin bu duygularını sonra konuşuruz.” “Bir ‘sonra’ olmayacak.” Levent’e baktım. “Lütfen onlara mevcut borç bakiyesini söyler misiniz?” Levent öksürerek boğazını temizledi. “Dün geceki çatı katı yemeği ve kullanılan spa hakları da dâhil olmak üzere, dört süitin toplam borcu altı bin dört yüz dolardır. Bunun hemen ödenmesi gerekiyor, aksi takdirde odalar boşaltılacaktır.” Selen tiz ve ince bir kahkaha attı. “Şaka yapıyorsun. Deniz, şaka yaptığını söyle şuna.” “Şaka yapmıyorum.” Deniz daha yakına geldi. “Birkaç bin dolar için ailemi rezil mi ediyorsun?” “Hayır,” dedim. “Sen beni bir şaka uğruna rezil ettin. Ben sadece herkesin kendi masrafını ödemesine izin veriyorum.” “O bir şakaydı!” diye bağırdı. “Ve bu da,” diye cevap verdim, “şakanın sonu.” Bölüm 3: Son Fatura Lobi bir sahneye dönüştü. Selen üzüntüden değil, öfkeden ağlıyordu. Kredi kartı limiti yetersiz kalınca Aslı’nın yüzü kireç gibi oldu. Deniz öfkesi keskinleşerek bana doğru hamle yaptı. “Nazlı, kartını çıkar,” dedi. “Sana geri ödeyeceğim.” “Neyle?” diye sordum. “Var olmayan o primle mi? Yoksa Aslı’nın araba taksitlerini ödemek için ortak hesabımızdan gizlice aktardığın paralarla mı?” Yüzünün ifadesi değişti. Bunu bildiğimi bilmiyordu. “Dün gece hesap dökümlerini kontrol ettim,” dedim. “Üç yıl boyunca benim maaşımı kendi ailene lüks bir hayat yaşatmak için kullandın. Banka kapandı.” Selen’in gözyaşları bir anda yok oldu. “Seni nankör küçük kız,” diye tısladı. “Biz seni bu aileye kabul ettik.” “Hayır,” dedim. “Siz benim kredi kartı limitimi kabul ettiniz.” Deniz çantama doğru fırladı. “Ver şu kartı.” Daha bana ulaşamadan, iki güvenlik görevlisi aramıza girdi. Levent’in buna hazırlıklı olduğu çok açıktı. “Bir sorun mu var, Nazlı Hanım?” diye sordu güvenliklerden biri. “Hayır,” dedim. “Bu insanlar sadece buradaki hizmetleri karşılayacak güçleri olmadığını yeni anladılar.” Deniz etrafına bakındı. Müşteriler onlara bakıyordu. Otel personeli durumdan keyif almıyormuş gibi davranmaya çalışıyordu. Gururu herkesin gözü önünde, yani onun için önemli olan tek yerde paramparça oluyordu. Sonra her şeyi bitiren o cümleyi kurdu. “Daha iyi bir eş olsaydın,” diye tükürürcesine konuştu, “belki ailem seni gerçekten yanında isterdi. Belki seni arkada bırakmak zorunda kalmazdım.” Selen bile irkilmiş göründü. Benim içimde ise bir şeyler yerine oturdu.