Börek Satarak Üç Çocuğunu Büyüten Kadını Oğlu Kendi Evine Almadı

Elvan yavaşça anlattı. “Anne, babam ölmeden önce evi sana bırakmıştı. Tapuda tamamı senin üzerine geçmişti. Ama aynı yıl bir şerh koydurmuşsun.” Zehra gözlerini kıstı. “Ne şerhi?” “Ev, sen hayattayken satılamaz ve devredilemez. Ancak senin tam akıl sağlığı raporun ve bağımsız iki tanık huzurunda onayınla işlem yapılabilir.” Zehra’nın gözleri doldu. “Rahmetli babanız demişti… Çocuklar iyidir ama dünya değişir, demişti.” Elvan başını salladı. “İyi ki demiş.” Sonra doktor raporunu açtı. “Serkan’ın sana evrak imzalattığı tarih üç yıl önce. Aynı hafta göz muayenen var. Raporda ileri görme kaybı ve okuma güçlüğü yazıyor. Ayrıca tansiyon ilacın değişmiş, sersemlik yapabilir notu var.” Zehra masaya baktı. “Ben o gün çok bulanık görüyordum. Serkan ‘kimlik işlemi, banka güncellemesi’ dedi. Nereye imza at dedi, attım.” Elvan’ın sesi titredi. “Bu hile anne.” Zehra sustu. Sonra çok alçak bir sesle: “Benim oğlum yaptı bunu.” O cümlede öfke yoktu. Sadece bir annenin kabul etmek istemediği gerçeğin soğukluğu vardı. Ertesi sabah avukat bulundu. Elvan’ın arkadaşı, yaşlı hakları konusunda çalışan bir avukat tanıyordu. Avukat Selma Hanım dosyayı görünce yüzünü ciddileştirdi. “İşlem iptal edilebilir,” dedi. “Özellikle hile, yanıltma, sağlık durumu ve yaşlı istismarı iddiası var. Ayrıca annenizi konuttan zorla uzaklaştırmaları da ayrı bir mesele.” Zehra ellerini dizlerinde birleştirdi. “Ben oğlumu hapse attırmak istemem.” Selma Hanım yumuşak ama net konuştu. “Zehra Hanım, burada mesele oğlunuzu cezalandırma isteği değil. Sizin evinizi, sağlığınızı ve onurunuzu korumak.” Zehra pencereden dışarı baktı. Garın önünden tren sesi geliyordu. Yıllarca o sesi sabahın ilk ışığında duymuştu. Hamur teknesinin başında. Poşetleri dizerken. Çocuklarının okul parasını hesap ederken. “Ben o evi üç çocuğum aç kalmasın diye aldım,” dedi. “Kendim için değil. Ama kapısında kaldım.” Elvan elini tuttu. “Bu kez kendin için iste anne.” Bu cümle Zehra’ya ağır geldi. Çünkü bazı kadınlar bütün ömrünü başkaları için yaşayarak geçirir. Kendileri için bir şey istemeyi neredeyse ayıp sanırlar. Ama o gün başını kaldırdı. “Tamam,” dedi. “Evimi geri istiyorum.” Dava açıldı. Ayrıca savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. İlk gün Serkan çok rahattı. Avukatı aracılığıyla “annesi kendi isteğiyle devretti” dedi. “Yaşlı ama aklı yerindeydi.” “Çocukları arasında sadece Serkan yanında olduğu için evi ona vermek istedi.” “Diğer kardeşler miras kavgası çıkarıyor.” Bunları duyunca Zehra’nın küçük oğlu Hakan da şehir dışından geldi. O zamana kadar sessiz kalmıştı. Yıllardır kendi hayatının peşinde koşmuş, annesine ara sıra para göndermiş ama yanında olamamıştı. Duruşma koridorunda annesini görünce ağladı. “Anne, ben geç kaldım.” Zehra elini oğlunun yüzüne koydu. “Geldin ya.” Ama Hakan da Serkan’a çok kızgındı. “Sen bunu nasıl yaptın?” diye sordu. Serkan soğuk kaldı. “Ben anneme baktım. Siz uzaktaydınız.” Elvan sertçe cevap verdi. “Anneme bakmak, onu kapıda bırakmak mı?” Serkan sustu. Çünkü bu sorunun cevabı yoktu. Mahkemede tanıklar dinlendi. Hatice Abla anlattı. “Zehra Hanım o gün kapıda titriyordu. İlaçlarını istedi. Oğlu içeri almadı. Sonra ev benim dedi.” Mahalle bakkalı anlattı. “Serkan birkaç hafta önce annesinin odasından kutular çıkardı. ‘Yaşlılık işte, toparlıyoruz’ dedi.” Eski noter çalışanı bulundu. İşlem günü Zehra’nın gözlük takmadığını, Serkan’ın sürekli “burayı imzala anne, acelemiz var” dediğini hatırladığını söyledi. En önemlisi, o gün işlemin yapılabilmesi için gerekli bağımsız tanık şartının usulüne uygun olmadığı ortaya çıktı. Tanıklardan biri Aysun’un kuzeniydi. Diğeri Serkan’ın iş arkadaşı. Bağımsız değillerdi. Tapu işlemindeki şerh de dosyaya girince Serkan’ın yüzü ilk kez değişti.