14 Gün Boyunca Hastanede Terk Edildiğini Sandı

Kapı kolunu çevirdiğinde kalbi göğüs kafesini kıracakmış gibi atıyordu. Zihninde on dört gün boyunca kurduğu o karanlık senaryoların ağırlığı omuzlarına çökmüştü. "İhanet," diye fısıldamıştı iç sesi defalarca. "Belki de hastalığımla baş edemedi, kaçtı." Yirmi yıllık kocasının, hayat arkadaşının, en zor anında onu yapayalnız bırakmasının başka ne açıklaması olabilirdi ki? Ancak kapı aralanıp içeri adımını attığında, adını seslenmek için aralanan dudakları öylece havada asılı kaldı. Sadece durdu. Ve inanamayan gözlerle karşısındaki manzaraya bakakaldı. Çünkü karşısında ne başka bir kadın, ne toplanmış valizler, ne de terk edilmiş, soğuk bir ev vardı. Aksine, yirmi yıldır her köşesini ezbere bildiği evi kelimenin tam anlamıyla "yok olmuş" ve bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Evin o tanıdık, hafif tozlu ve lavanta kokulu havası gitmiş; yerini yoğun bir ahşap, taze boya ve cila kokusu almıştı. Gözleri yavaşça etrafta gezindiğinde, oturma odası ile mutfağı ayıran o büyük duvarın tamamen yıkıldığını fark etti. Alan devasa ve ferah bir hale getirilmişti. Fakat asıl şok edici olan bu değildi.