BOŞANDIKTAN İKİ AY SONRA ESKİ EŞİM

“Ancak başımı kaldırıp doktora baktığımda duyduğum ilk cümle, asıl gerçeği henüz öğrenmediğimi gösterdi...” “Cenk Bey, lütfen sakin olun. Gülce Hanım'ın bugün burada olmasının nedeni yalnızca hastalığı değil. Yarın yapılacak işlem için hazırlıklarımız tamamlandı. Fakat kendisi az önce bu işlemden vazgeçmek istediğini söyledi.” Duyduklarımı anlamaya çalışırken dosyayı yerden aldım. İlk sayfada, boşanmamızdan bir ay öncesine ait bir tarih vardı. Hemen altında ise gözlerime inanamadığım iki kelime yazıyordu: Kemik iliği. “Ne işlemi? Ne hastalığı?” diye sordum. Gülce dosyayı elimden almak istedi. Parmaklarının ne kadar soğuk olduğunu o an fark ettim. “Lütfen, Cenk. Bunu burada konuşmayalım.” Doktor, onun yüzüne baktı. Gülce güçlükle başını sallayınca bizi boş muayene odasına aldı. Kapı kapanır kapanmaz karşısındaki sandalyeye çöktüm. İki ay önce boşandığım kadın birkaç adım ötemde oturuyordu ama sanki onu ilk kez görüyordum. “Son bebeğimizi kaybettiğimizde bazı kan değerlerim normal değildi,” dedi. “Doktorlar bunun geçici olduğunu düşünmüşlerdi. Ben de öyle olmasını istedim. Sonra sürekli yorulmaya, sebepsiz yere morarmaya başladım. Sen işe daha fazla gömüldükçe ben de kendimi daha fazla susturdum.” “Bunları neden söylemedin?” “Çünkü her konuşmaya çalıştığımda gözlerindeki o yorgunluğu görüyordum. Bir gün hastaneden aradım. Açmadın. Akşam eve gelince de boşanmak istediğini söyledin.” O geceyi hatırladım. Telefonumda cevapsız aramalar vardı. Hepsinin önemsiz olduğunu düşünmüş, işten çıkınca eve dönmüştüm. Gülce sofrada beni bekliyordu. Söylemek istediği bir şey olduğunu fark etmiş ama kendi söyleyeceklerime o kadar odaklanmıştım ki onu dinlememiştim. Doktor, Gülce'nin izniyle konuşmaya devam etti. Kemik iliğinin yeterince sağlıklı kan hücresi üretemediği ciddi bir hastalık saptanmıştı. Tedavi süreci zorlu geçmişti. Şimdi ise uygun bulunan bağışçı sayesinde nakil şansı doğmuştu. İşlem ve sonrasındaki aylar yine riskliydi ama doktorlar bunun önemli bir tedavi fırsatı olduğunu düşünüyordu. Dosyanın ikinci sayfasını çevirdiğimde boğazım düğümlendi. İlk muayenenin yanında “Hasta, eşine henüz bilgi vermediğini belirtiyor” yazıyordu. Hemen altında başka bir tarih daha vardı: Boşanma dilekçesini verdiğimiz gün. O tarihte Gülce yeniden hastaneye yatırılmıştı. Ben ise aynı akşam arkadaşlarımla buluşup yeni hayatımın başladığını söylemiştim. O masada gülerken onun nerede olduğunu bir kez olsun merak etmemiştim. Dosyayı kapatıp önüne koydum. O kâğıtlarda yalnızca hastalığının değil, benim görmek istemediğim günlerin de kaydı vardı. “Neden vazgeçiyorsun?” diye fısıldadım. Gülce gözlerini kaçırdı. “Çünkü çok yoruldum. Hastaneden çıkıp bomboş bir eve dönmekten, iyiymiş gibi davranmaktan, herkese güçlü olduğumu söylemekten yoruldum.” Beni asıl sarsan, bunları söylerken sesinde en ufak bir suçlama olmamasıydı. Karşımdaki kadın benden hesap sormuyordu. Artık kimseden bir şey beklememeye alışmış gibiydi. “Peki ailen? Annen? Ablan?” “Annem ameliyatından sonra hâlâ toparlanamadı. Ablam iki çocuğuyla uğraşıyor. Biliyorlar ama ne kadar kötü olduğumu bilmiyorlar. Kimseye yük olmak istemedim.” Birden ayağa kalktım. “Ben yanındayım.” Gülce acıyla gülümsedi. “Cenk, bunu söylediğin günün ertesi sabahı yeniden gitmeyeceğini nereden bileceğim?” Cevap veremedim. Çünkü onu bir daha bırakmayacağıma dair edeceğim kocaman bir yemin, geçmişteki sessizliğimi ortadan kaldırmayacaktı. O an ilk kez kendimi savunmak yerine onu gerçekten dinlemem gerektiğini anladım.