"Annemiz..." Kalbimin nasıl çarptığını anlatamam. "Annemiz gündüzleri bir muhasebe bürosunda çalıştı, akşamları evde dikiş dikti. Bizim için bilgisayar alabilmek amacıyla yıllarca para biriktirdi. Bir gün bile yapamayacağımızı söylemedi." Doruk gözlerini bana çevirdi. "Annemiz bize her zaman bir şey öğretti. İnsanların bizi terk etmesini engelleyemeyiz ama onların kararlarının bizim geleceğimizi belirlemesine izin vermeyebiliriz." Salondaki alkışlar arasında ağlamaya başladım. Ancak Yaman'ın söyleyecekleri henüz bitmemişti. "Bugün bir kişiye daha teşekkür etmek istiyoruz. Babamıza..." Salon bir anda sessizleşti. Başımı kaldırdım. Böyle bir konuşma hazırladıklarından haberim yoktu. Cihan'ın yüzündeki ifadeyi gördüğümde onun da en az benim kadar şaşırdığını anladım. Yaman derin bir nefes aldı. "Babamız bugün burada. Aslında onunla 13 yıldır ilk kez karşılaşıyoruz." Arka sıralardan fısıltılar yükseldi. Cihan çevresine bakınmaya başladı. "Babamızın hayatımızda bulunmaması bize çok şey öğretti. Ama en önemlisi, bir gün baba olduğumuzda nasıl davranmamız gerektiğini öğrendik." Doruk kardeşinin elinden mikrofonu aldı. "Babamızın bize bırakmadığı şeyler için değil, annemizin bize verdiği her şey için buradayız. Çünkü bizi bugünlere getiren insan o." Ardından ikisi birden bana doğru döndüler. "Anne, lütfen sahneye gelir misin?" Ayağa kalkarken dizlerimin titrediğini hissediyordum. Salondaki yüzlerce insan alkışlıyordu. Merdivenleri çıkarken oğullarım koşup bana sarıldılar. Hayatım boyunca aldığım hiçbir hediye, o an yaşadığım mutluluğun yanına bile yaklaşamazdı. Ancak sahneden inerken Cihan'ın gözlerindeki paniği fark ettim. Çünkü ekranda oğullarımın isimlerinin altında projelerinin tanıtımı başlamıştı. İkisi birlikte, görme engelli insanların çevrelerindeki nesneleri algılamasına yardımcı olacak düşük maliyetli bir cihaz geliştirmişlerdi. Sunucu, projenin neden bu kadar önemli olduğunu anlatırken arkamızdaki ekranda başka bir fotoğraf belirdi. Fotoğrafta yaşlı bir adam vardı. Babam... Üç yıl önce kaybettiğim babam. Oğullarımın geliştirdiği cihazın ilk denemelerini onun üzerinde yaptıklarını biliyordum. Ancak fotoğrafını sunumlarına koyduklarından haberim yoktu. Tam o sırada Cihan'ın yüksek sesle, "Bu mümkün değil!" dediğini duydum. Şaşkınlıkla arkamı döndüm. Cihan ekrandaki fotoğrafa bakıyordu. Ve birden her şeyi anladım. Boşanmamızdan birkaç ay sonra babam, torunları için küçük bir eğitim fonu oluşturmuştu. Yıllar içerisinde biriktirdiği bütün parasını oğullarımın geleceğine ayırmıştı. Ancak Cihan'ın bilmediği başka bir şey vardı. Babam, Cihan'ın yıllar önce kurduğu şirketin ilk yatırımcılarından biriydi. Şirket henüz küçük bir girişimken babam, kızıyla evlenen adama güvenmiş ve bütün birikimini onun işine yatırmıştı. Boşanmamızın ardından hisselerini hemen geri istememiş, ileride torunlarına bırakmak üzere elinde tutmuştu. Cihan ise şirket büyüdükçe babamın hisselerini değersiz göstererek geri satın almaya çalışmıştı. Babam hiçbir teklifi kabul etmemişti. Ölmeden önce bana bıraktığı belgelerde, hisselerin tamamını torunlarına devrettiğini öğrendim. Çocuklarım reşit olana kadar bu hisselerin yönetimiyle görevlendirilmiştim. Ancak oğullarımın bu konuyla ilgilenmesini istememiştim. Üniversite hayallerini gerçekleştirmelerine odaklanmalarını tercih ediyordum. Meğer Doruk ve Yaman bütün belgeleri aylar önce incelemişler! Ödül töreni bittikten sonra yanımıza gelen organizasyon yetkilisi, bizi özel bir toplantı odasına davet etti. İçeri girdiğimizde masanın başında tanıdık bir adam oturuyordu. Babamın avukatı Haluk Bey! Şaşkınlıkla ona baktım. "Haluk Bey, sizin burada ne işiniz var?" Gülümsedi. "Oğullarınız beni davet etti Jale Hanım. Sizin için küçük bir sürpriz hazırladılar." Tam o sırada kapı açıldı. Cihan içeri girdi. Arkasında İnci vardı. "Burada neler oluyor?" diye bağırdı. "Bu toplantının benimle ne ilgisi var?" Haluk Bey ayağa kalktı. "Sanırım bunu öğrenmek sizin de hakkınız Cihan Bey." Önündeki dosyayı açtı. "Bildiğiniz üzere, eski kayınpederiniz şirketinizin kuruluşunda önemli miktarda yatırım yapmıştı. Vefatından önce hisselerini torunlarına devretti." Cihan sabırsızlıkla sözünü kesti. "Bunu biliyorum! Ama o hisselerin şirket yönetiminde hiçbir önemi yok!" Haluk Bey gözlüğünü düzeltti. "Öyle mi? Son sermaye artırımından sonra hisselerin dağılımını incelediniz mi?" Cihan'ın yüzündeki ifade değişti. Haluk Bey önüne birkaç belge koydu. "Oğullarınız, annelerinin bilgisi dâhilinde yürütülen işlemlerle son yıllarda kendilerine kalan hisselerden doğan gelirleri yeniden yatırıma yönlendirdi. Ayrıca şirketinizin başka ortaklarından satılan hisselerin bir kısmını da satın aldılar." Cihan belgeleri eline aldığında elleri titremeye başladı. "Bu olamaz! Bunlar daha çocuk!" Doruk sakin bir sesle cevap verdi. "On yedi yaşındayız. Yatırımlarla ilgili bütün işlemleri annemizin yasal temsilciliği ve avukatımızın desteğiyle gerçekleştirdik." İşte o anda ben de oğullarımın babalarından gizli tuttuğu gerçeğin büyüklüğünü anladım. Haluk Bey bana dönerek açıkladı. "Oğullarınız, dedelerinden kalan servetin önemli bir bölümünü değerlendirdi. Artık şirketin en büyük hissedar gruplarından birini temsil ediyorlar." Cihan öfkeyle masaya vurdu. "Ben bu şirketi yıllarca büyüttüm! Şimdi çocuklarım gelip her şeye mi sahip olacak?" Yaman babasının gözlerinin içine baktı. "Biz senin hiçbir şeyini almıyoruz. Dedemizin bize bıraktıklarını koruyoruz." Cihan cevap veremedi. Ancak birkaç saniye sonra bana döndü. "Jale, bunları sen mi planladın? Benden intikam almak için mi yaptın?" Yıllarca içimde biriktirdiğim bütün kırgınlıklar o anda yeniden canlandı. Ancak beklediği gibi bağırmadım. "Hayır Cihan. Ben çocuklarımı büyütmekle meşguldüm." Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu. İnci masanın üzerindeki belgeleri incelemeye başladı. Ardından Cihan'a döndü. "Sen bana bu hisselerin yıllar önce tamamen geri alındığını söylemiştin!" Cihan cevap vermedi. İnci'nin sesi yükseldi. "Demek şirketle ilgili benden de bir şeyler sakladın!" İkisi tartışmaya başlayınca Haluk Bey toplantının sona erdiğini bildirdi. Ancak Cihan kapıya doğru yürüyen oğullarımın önünü kesti. "Çocuklar, bir dakika! Ben sizin babanızım. Böyle bir durumda birbirimize karşı olmamız doğru değil." Doruk durdu. "Biz sana karşı değiliz." Yaman söze devam etti. "Ama seninle aynı tarafta olmak için de hiçbir sebebimiz yok." Cihan'ın gözleri doldu. "Geçmişte hatalar yaptım. Belki yeniden başlayabiliriz." O an çocuklarımın vereceği cevabı merak ediyordum. Çünkü ne kadar güçlü görünseler de içlerinde babalarına karşı taşıdıkları kırgınlığı biliyordum. Doruk birkaç saniye düşündü. "Bugün ödül aldığımız için mi bizimle yeniden görüşmek istiyorsun?" Cihan sustu. Yaman da ona baktı. "Yoksa şirketin hisselerine sahip olduğumuzu öğrendiğin için mi?" Bu iki soru, yıllardır duymadığı bütün suçlamalardan daha ağır gelmiş olmalıydı. Cihan başını eğdi. Oğullarım cevap beklemeden yanımdan geçip koridora çıktılar. Arkalarından giderken Cihan son kez seslendi. "Jale! Lütfen çocuklarla konuş. Onların babası olduğumu unutmalarına izin verme!" Kapının önünde durdum. "Onlar babalarının kim olduğunu hiçbir zaman unutmadılar. Ama sen onların kim olduğunu öğrenmek için tam 13 yıl bekledin." Ardından odadan çıktım. O akşam eve döndüğümüzde oğullarımın madalyalarını salondaki masanın üzerine koyduk. Uzun süre üçümüz de konuşmadık. Sonunda Yaman yanıma oturdu. "Anne, sence bugün babama karşı fazla mı sert davrandık?" Elini tuttum. "Bu sorunun cevabını ben veremem. Babanızla nasıl bir ilişkiniz olacağına siz karar vereceksiniz." Doruk pencereden dışarıya bakıyordu. "Ben onu affedebilir miyim bilmiyorum. Ama bütün hayatımı ona kızarak geçirmek de istemiyorum." Gülümsedim. "Bazen affetmek, geçmişte yaşananları unutmak değildir oğlum. Sadece onların geleceğinizi yönetmesine izin vermemektir." Birkaç hafta sonra Cihan oğullarımıza bir mektup gönderdi. Mektupta geçmişte yaptığı hataları kabul ediyor ve onlardan hiçbir beklentisi olmadan görüşmek istediğini söylüyordu. Çocuklarım mektubu okudular. Ancak hemen cevap vermediler. Aylar sonra, uluslararası bilim yarışması için yurt dışına gidecekleri gün Cihan'la kısa bir görüşme yapmaya karar verdiler. Görüşmenin ardından yanıma geldiklerinde ikisinin de yüzünde huzurlu bir ifade vardı. "Nasıl geçti?" diye sordum. Doruk gülümsedi. "Geçmişi değiştiremeyeceğini söyledik. Ama gerçekten isterse bundan sonra bizi tanımaya çalışabilir." Yaman da ekledi. "Yalnızca başarılarımızı değil, başarısız olduğumuz günleri de görmesi gerektiğini anlattık." Oğullarıma sarıldım. Bir yıl sonra ikisi de hayallerindeki üniversitelere kabul edildi. Dedelerinden kalan paranın bir bölümüyle maddi imkânları yetersiz başarılı öğrenciler için bir burs fonu oluşturdular. Fonun adını duyduğumda yine gözyaşlarımı tutamadım. "Birlikte Başarabiliriz." İlk burs töreninde Doruk bana dönerek, "Anne, bize verdiğin en büyük şey para ya da eğitim değildi. Kendimize inanmamızı sağladın," dedi. İşte o gün yıllardır taşıdığım son yükten de kurtuldum. Çünkü 13 yıl önce Cihan bizi terk ettiğinde hayatımın bittiğini sanmıştım. Oysa bilmediğim şey, hayatımın en anlamlı bölümünün henüz başlamadığıydı. Bugün geriye dönüp baktığımda eski kocamın yüzünün mosmor kesildiği o ödül törenini değil, oğullarımın sahnede birbirlerinin ellerini tuttuğu anı hatırlıyorum. Çünkü insanın gerçek zenginliği, kendisini terk edenlerin bir gün pişman olması değildir. Gerçek zenginlik, bütün zorluklara rağmen sevgiyle büyüttüğü insanların başkalarına da umut olabildiğini görebilmektir. Ve ben o gün anladım ki hayattaki en büyük zaferim, eski kocama kaybettiklerini göstermek değil, oğullarıma asla kaybetmeyecekleri bir vicdan bırakmaktı.