Burada yaşayacağız, dedi gelinim

“Anne... Mektubu okuduk. Sen avukata ne anlattın?” Barış'ın sesli mesajını üç kez dinledim. Üçünde de aynı şeyi fark ettim: Oğlum ilk kez neye ihtiyacı olduğunu değil, yaptığının sonucunu soruyordu. Telefonu masaya bıraktım. Karşımda rahmetli eşim Rıfat'ın fotoğrafı duruyordu. Gülümsediği o eski kareye bakarken, yıllardır çekmecenin dibinde sakladığım mavi dosyayı düşündüm. İçindeki tek bir imza, oğlumun hayatını değiştirecek kadar önemliydi. Avukatımız Turgay Bey önceki gece bana, “Çınar Sokak'taki evi alırken verdiğiniz para gerçekten karşılıksız mıydı?” diye sormuştu. “Hayır,” demiştim. “Rıfat ölmeden önce bir belge hazırlatmıştı.” O belgeyi yıllarca hiç kullanmayı düşünmemiştim. Barış ile İdil evlenmeden birkaç ay önce, oğlum evin peşinatı için yardım istemişti. Rıfat o zaman hastaydı. Birikimimizden vereceğimiz 1 milyon 600 bin liranın, ev satılırsa bize geri ödenmesini istemişti. Barış da İdil de avukatın hazırladığı borç ve geri ödeme sözleşmesini imzalamıştı. “Annemle babamdan para mı kaçıracağız?” diye gülmüştü Barış. Rıfat'ın cevabı hâlâ kulaklarımdaydı: “Mesele para kaçırmak değil, bir gün kimsenin kimseye haksızlık etmemesi.” Dün gece Turgay Bey'e sözleşmeyi gönderdiğimde sesindeki şaşkınlığın sebebi buydu. Satışla birlikte ödeme yükümlülüğü doğmuştu. İkisi, evi satıp parayı harcamadan önce bana borçlarını ödemeliydi. Ama mektubun asıl korkutucu kısmı bu değildi. Saat ona doğru kapı çaldı. Göz deliğinden baktığımda Gülten Hanım'ı gördüm. Elinde telefonu vardı, yüzü bembeyazdı. “Dün olanları kaydeden güvenlik kameram var,” dedi. “Sana tokat attığı anı da çekmiş.” Onu içeri aldım. Görüntüyü açtığında İdil'in elinin yüzüme indiği anı gördüm. Daha acısı, Barış'ın kıpırdamadan duruşuydu. Gülten Hanım videoyu bana gönderdi. Ardından masaya küçük bir kâğıt koydu. “Dün akşam oğlunla gelinin yeniden geldiler. Seni evde bulamayınca kapı kolunu yokladılar. İdil telefonda birine, ‘Yaşlı kadın iki güne kadar razı olur, evin evraklarını hazır tut,’ diyordu.” Boğazım kurudu. “Ne evrakı?” “Bilmiyorum. Ama duyduğum bu.” Hemen Turgay Bey'i aradım. O da bana daha endişe verici bir bilgi verdi. İdil'in çalıştığı emlak danışmanlığındaki eski bir tanıdığı kendisine ulaşmıştı. İdil, benim evimin tapu bilgilerini öğrenmeye çalışmış; eşimin ölümünden sonra tek malik olup olmadığımı sormuştu.“Anne... Mektubu okuduk. Sen avukata ne anlattın?” Barış'ın sesli mesajını üç kez dinledim. Üçünde de aynı şeyi fark ettim: Oğlum ilk kez neye ihtiyacı olduğunu değil, yaptığının sonucunu soruyordu. Telefonu masaya bıraktım. Karşımda rahmetli eşim Rıfat'ın fotoğrafı duruyordu. Gülümsediği o eski kareye bakarken, yıllardır çekmecenin dibinde sakladığım mavi dosyayı düşündüm. İçindeki tek bir imza, oğlumun hayatını değiştirecek kadar önemliydi. Avukatımız Turgay Bey önceki gece bana, “Çınar Sokak'taki evi alırken verdiğiniz para gerçekten karşılıksız mıydı?” diye sormuştu. “Hayır,” demiştim. “Rıfat ölmeden önce bir belge hazırlatmıştı.” O belgeyi yıllarca hiç kullanmayı düşünmemiştim. Barış ile İdil evlenmeden birkaç ay önce, oğlum evin peşinatı için yardım istemişti. Rıfat o zaman hastaydı. Birikimimizden vereceğimiz 1 milyon 600 bin liranın, ev satılırsa bize geri ödenmesini istemişti. Barış da İdil de avukatın hazırladığı borç ve geri ödeme sözleşmesini imzalamıştı. “Annemle babamdan para mı kaçıracağız?” diye gülmüştü Barış. Rıfat'ın cevabı hâlâ kulaklarımdaydı: “Mesele para kaçırmak değil, bir gün kimsenin kimseye haksızlık etmemesi.” Dün gece Turgay Bey'e sözleşmeyi gönderdiğimde sesindeki şaşkınlığın sebebi buydu. Satışla birlikte ödeme yükümlülüğü doğmuştu. İkisi, evi satıp parayı harcamadan önce bana borçlarını ödemeliydi. Ama mektubun asıl korkutucu kısmı bu değildi. Saat ona doğru kapı çaldı. Göz deliğinden baktığımda Gülten Hanım'ı gördüm. Elinde telefonu vardı, yüzü bembeyazdı. “Dün olanları kaydeden güvenlik kameram var,” dedi. “Sana tokat attığı anı da çekmiş.” Onu içeri aldım. Görüntüyü açtığında İdil'in elinin yüzüme indiği anı gördüm. Daha acısı, Barış'ın kıpırdamadan duruşuydu. Gülten Hanım videoyu bana gönderdi. Ardından masaya küçük bir kâğıt koydu. “Dün akşam oğlunla gelinin yeniden geldiler. Seni evde bulamayınca kapı kolunu yokladılar. İdil telefonda birine, ‘Yaşlı kadın iki güne kadar razı olur, evin evraklarını hazır tut,’ diyordu.” Boğazım kurudu. “Ne evrakı?” “Bilmiyorum. Ama duyduğum bu.” Hemen Turgay Bey'i aradım. O da bana daha endişe verici bir bilgi verdi. İdil'in çalıştığı emlak danışmanlığındaki eski bir tanıdığı kendisine ulaşmıştı. İdil, benim evimin tapu bilgilerini öğrenmeye çalışmış; eşimin ölümünden sonra tek malik olup olmadığımı sormuştu.