DÖRT ÇOCUĞUMLA BİRLİKTE TAM DÖRT AYDIR
“Ne söyledi?” “Hayatında çalıştırdığı en güvenilir adamlardan biri olduğunu.” Masadaki dosyayı bana doğru itti. İçinde bir iş sözleşmesi vardı. Şirketin yeni açılan dağıtım merkezinde vardiya sorumlusu pozisyonu. Maaşı, son işimde kazandığımın neredeyse iki katıydı. Üstelik ilk altı ay bu evde ücretsiz kalabileceğimiz yazıyordu. Ellerim titremeye başladı. “Ben… bunun karşılığında ne yapacağım?” Süreyya Bey hafifçe gülümsedi. “İşini.” “Başka?” “Çocuklarına bakacaksın.” “Başka?” “Bir gün senin önüne de yardıma ihtiyacı olan biri çıkarsa dün yaptığını unutmayacaksın.” O anda gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü aylardır ilk kez biri bana acıyarak bakmıyordu. Bana dilenci gibi davranmıyordu. Bana yeniden ayağa kalkabileceğim bir fırsat veriyordu. Fakat hikâye orada bitmedi. Altı ay boyunca çalıştım. Her vardiyaya herkesten önce geldim. Depoda başlayan küçük sorunlardan büyük sevkiyat krizlerine kadar elimden gelen her şeyi yaptım. Çocuklar yeniden okula başladı. Mina’nın öksürüğü geçti. Batur futbol takımına yazıldı. Diğer iki çocuğum da ilk kez arkadaşlarını eve davet edebildi. Altıncı ayın sonunda Süreyya Bey beni odasına çağırdı. Masada yine bir dosya vardı. Dosyaları artık görünce korkmaya başlamıştım. “Evden çıkmamız mı gerekiyor?” diye sordum. Güldü. “Evet.” İçim buz kesti. Sonra dosyayı açtı. “Çünkü artık o ev sizin.” Ne diyeceğimi bilemedim. Ayağa kalktım. “Bunu kabul edemem.” “Bu kez edeceksin,” dedi. “Şirketin çalışan aileler için kurduğu konut destek programının ilk evi o. Sen programın ilk yararlanıcısısın.” Meğer Süreyya Bey, yaşadıklarımızdan sonra şirket bünyesinde zor durumda kalan çalışanlar için yeni bir fon kurmuştu. Yani yardım yalnızca bana yapılmamıştı. Bizden sonra onlarca aile aynı destekten yararlanacaktı. Yıllar geçti. Bugün hâlâ o şirkette çalışıyorum. Ama artık vardiya sorumlusu değilim. Çalışan destek programının koordinasyonunda görev yapıyorum. Her ay önümden onlarca başvuru geçiyor. İşini kaybeden babalar, çocuklarıyla yalnız kalan anneler, kirasını ödeyemeyen aileler… Her dosyayı açtığımda benzinlikteki o günü hatırlıyorum. Ve masamın çekmecesinde hâlâ o gün cebimde kalan küçük market fişini saklıyorum. Çocuklar bazen neden atmadığımı soruyor. Onlara hep aynı cevabı veriyorum: “Çünkü hayatımızı değiştiren şey bu fiş değil. O gün verdiğimiz paranın miktarı da değil.” Asıl mesele, insanın kendisi zor durumdayken bile başka birinin acısını görmezden gelmemesiydi. Ben o gün yaşlı bir adamın birkaç parça yiyeceğinin parasını ödediğimi sanmıştım. Oysa farkında olmadan çocuklarıma çok daha değerli bir şey bırakmıştım: İyilik, insanın cebinde ne kadar para olduğuyla değil, elinde azıcık bir şey varken bile onu paylaşabilecek kadar insan kalabilmesiyle ölçülür. Ve bazen verdiğiniz son para gerçekten son paranız olmaz. Yeni hayatınızın ilk yatırımı olur.