Düğün gecemde kocama sürpriz yapmak için

“Birkaç dakika önce evlendiği saf ve kendisine koşulsuz güvenen kadın artık yoktu. Ve sabah olduğunda, kurduğu planı uygulamaya çalışan tarafın yalnızca o olmadığını anlayacaktı…” Kapı kolu aşağı indiğinde telefonu sessize alıp komodinin üzerine bıraktım. Mertcan içeri girdi. Yüzünde birkaç saat önce nikâh masasında bana bakarken taşıdığı aynı sıcak gülümseme vardı. “Aslıhan?” Beni pencerenin yanında görünce kaşlarını kaldırdı. “Buradasın. Seni aşağıda aradım.” Gelinliğimin eteğindeki tozu fark etmesinden korktuğum için hızla sandalyeye oturdum. “Başım ağrıdı,” dedim. “Biraz yalnız kalmak istedim.” Mertcan yanıma geldi. Omzuma dokundu. Normalde o dokunuş bana güven verirdi. Şimdi ise tenime değen eli yabancı birinin eli gibiydi. “İyi misin?” Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Birkaç dakika önce telefonda, “Aslıhan önüne koyduğum her şeyi imzalar,” diyen adamın gözlerinin içine bakıyordum. Gülümsemeyi başardım. “İyiyim.” O gece yanımda uyurken ben tek bir dakika bile uyumadım. Telefonumdaki kaydı üç ayrı yere yedekledim. Bir kopyasını babama gönderdim. Bir diğerini kendime açtığım yeni bir e-posta hesabına yükledim. Sonuncusunu da yıllardır kullandığım bulut hesabına kaydettim. Sabah saat yediyi biraz geçe babamdan mesaj geldi. “Sakın hiçbir belge imzalama. Ece saat 09.00’da ofiste olacak.” Mertcan hâlâ uyuyordu. Yüzüne baktım. İnsan bazen gerçeği öğrendiğinde geçmişi yeniden hatırlıyor. İki yıl boyunca söylediği bütün güzel sözleri düşündüm. “Senin için her şeyi yaparım.” “Benim yanımda güvendesin.” “Biz bir takımız.” Belki hepsi yalandı. Belki de en korkuncu buydu. Hangisinin gerçek olduğunu artık bilmiyordum. Saat sekiz buçukta Mertcan uyandı. Kahvaltı sırasında sanki hiçbir şey olmamış gibi balayımızdan konuştu. “Öğleden sonra havaalanında olmalıyız,” dedi. “Roma’daki otel transferi hazır.” Çatalımı tabağın kenarına bıraktım. “Gitmesek?” Bir anda yüzü değişti. Çok kısa sürdü. Ama gördüm. “Neden?” “Kendimi iyi hissetmiyorum.” “Elbette,” dedi. “İstersen yarına erteleriz.” Sonra elimi tuttu. “Zaten dönünce konuşmamız gereken bazı evraklar var.” Kalbim hızlandı. “Ne evrakı?” Gülümsedi. “Önemli değil. Evin sigorta ve finans işleriyle ilgili.” Daha düğün gecesinin ertesi sabahı plan başlamıştı. Saat dokuzda banyoya girdiğinde çantamı aldım. “Babamı göreceğim,” dedim kapının ardından. “Birazdan dönerim.” “Şimdi mi?” “Evet.” Cevap vermesini beklemeden çıktım. Babamın şoförü otelin girişinde beni bekliyordu. Kırk dakika sonra Levent’teki hukuk bürosunda Avukat Ece Koral’ın karşısında oturuyordum. Babam pencerenin yanında ayakta duruyordu. Kaydı başından sonuna kadar dinledik. Hiç kimse konuşmadı. Kayıt bittiğinde Ece Hanım gözlüğünü çıkardı. “Bir şey daha var,” dedi. Önündeki dosyayı açtı. “Baban dün gece beni aradıktan sonra Mertcan Aydın ve şirketi hakkında ulaşabildiğim kayıtları kontrol ettim.” Masanın üzerine birkaç belge koydu. İlkinde Mertcan’ın şirketinin adı vardı. Altında borçlar. Vergi yapılandırmaları. Gecikmiş krediler. İcraya yaklaşmış ticari alacaklar. Rakamları görünce boğazım kurudu. Yaklaşık 18 milyon liralık yükümlülük. “Bu mümkün değil,” dedim.