Düğün Gecemizde Kocam Beni Otelde Bırakıp

“Ahu'ya. Düğün gecesi neden seçildiğini öğrenmek istiyorsa dosyanın son sayfasına baksın.” Zarfın üzerindeki cümleyi bir kez daha okudum. Nazmiye kapının önünde dizlerinin üzerine çökmüş, sanki yıllardır beklediği bir felaket sonunda evine ulaşmış gibi ağlıyordu. Dışarıdaki ayak sesleri uzaklaşınca zarfı açtım.İçinden sararmış tutanakların fotokopileri, küçük bir fotoğraf ve kırmızı kalemle işaretlenmiş bir sayfa çıktı. Son sayfada on yedi yıl önce verilmiş, fakat sonradan geri çekilmiş bir tanık ifadesi vardı. İmza Nazmiye'nindi. “Bunu siz mi yazdınız?”“Yazdım. Sonra korkup inkâr ettim.” “Dokuz yaşında bir çocuk kaybolduğunda mı korktunuz? Yoksa Tamer'in de olayın içinde olduğu anlaşılacak diye mi?” Başını kaldırmadı. Dosyadaki cümleleri yüksek sesle okudum: “Gece yarısı bodrumdan çocuk sesi duydum. İşletme sahibi aşağı inmeme izin vermedi. Oğlum da oradaydı.” “Devamını okuyamıyorum,” dedi Nazmiye. “Ama ben okumak zorundayım.” Son sayfanın arkasına üç gün önce yazılmış başka bir not iliştirilmişti: “Bina pazartesi yıkılacak. Su deposunun altındaki boşluğu açın. Yoksa gelininizin başına geleceklerden siz sorumlusunuz.” Altında otelin önünde çekilmiş bir fotoğrafım vardı. Düğün sabahı kuaförden çıkarken, habersizce görüntülenmiştim.O an anladım: Tamer sadece geçmişinden kaçmıyordu. Biri geçmişini kullanarak beni de tehdit ediyordu. “Kim bıraktı bu zarfı?”“Bilmiyorum. Ama dışarıdaki sesi pansiyonun eski sahibine benzettim. Belki de korkudan öyle sandım. Yıllar önce de aynı şekilde kapımıza gelirdi.” Nazmiye, Yalova'daki pansiyonda mutfakta çalıştığını anlattı. Tamer ise okuldan arta kalan zamanlarda annesine yardım ediyormuş. Kaybolan kızın ailesi o yaz pansiyonda kalmış. Bir gece işletme sahibiyle kızın babası arasında para yüzünden büyük bir tartışma çıkmış. Ertesi sabah herkes çocuğu aramaya başlamış. “Sen o sesin kime ait olduğunu biliyordun,” dedim.“Biliyordum. Fakat polis gelmeden önce adam bize, Tamer'i suçlayacağını söyledi. Güvenlik kamerasında kızla en son konuşan kişi oğlumdu.” “Konuşmak suç değildi. Neden gerçeği söylemediniz?” Nazmiye ellerini yüzüne kapattı. “Çünkü adamın gösterdiği başka bir görüntü vardı. Tamer bodrumdan kanlı bir örtü taşıyordu. Ne olduğunu sorduğumda oğlum yalnızca 'Onu kurtaramadım' dedi.”İçimdeki korku öfkeye dönüştü. Düğün gecesi bana yalan söyleyen adamın gerçekte ne sakladığını hâlâ bilmiyordum.“Şimdi Tamer nerede?” “Adam onu gece yarısı alıp götürdü. Gizli bölmeyi açtıracak. Anahtarı benden istedi ama vermedim.” Nazmiye avucundaki paslı anahtarı masaya bıraktı. Sonra ilk kez gözlerime baktı. “Bu defa susarsam ikisini de kaybedeceğim. O çocuğu da, oğlumu da.” “Peki nikâh günümüzü işaretleyip neden ağladınız?” “Çünkü tarih belli olur olmaz adam beni aradı. Düğün gecesini bekleyeceğini söyledi. O kadar insanın arasında oğluma zarar vermeyeceğini sandım. Meğer yalnız kalacağın saati hesaplıyormuş.”“Bunu Tamer biliyor muydu?” “Başta sakladım. Sonra öğrendi. Üç gün önce pansiyona gitti. Duvarın arkasındaki eski kayıt cihazını bulup polise teslim edeceğini söyledi. Döndüğünde eli boştu. Adamın cihazı bizden önce bulduğunu düşünüyorduk.” Artık otopark fişinin nereden geldiğini de biliyordum. Tamer üç gün önce Yalova’ya gitmiş, bana ise İzmit’ten ayrılmadığını söylemişti. Kendisince beni korumak için kurduğu her yalan, beni gerçeğe biraz daha yabancı bırakmıştı. Telefonumu çıkardım. Dosyaları ve fotoğrafı tek tek görüntüledim, ardından polisi arayıp tehditleri, kayıp dosyasını ve pansiyonun yerini anlattım. Görevli, kimseyle yüzleşmememi ve güvenli bir yerde beklememi söyledi. Nazmiye'nin geçmişte ifade verdiği dosyanın numarasını da ilettim.