Eşi hayatını kaybettikten sonra yanımıza taşınan

“Bu kadın…” dedim. Saim Amca gözlerini kapattı. “Evet.” diye fısıldadı. Fotoğrafı iki elimle tuttum. Parmaklarımın arasında duran o sararmış kâğıtta yirmili yaşlarının başında genç bir kadın vardı. Omuzlarına kadar gelen koyu saçları, hafif yana eğilmiş başı ve gülümserken sol yanağında beliren gamzesi… Onu tanıyordum. Çünkü aynı yüzü çocukluğumdan beri evimizdeki eski albümlerde görmüştüm. Fotoğraftaki kadın annemdi. “Bu… benim annem.” Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki kendi sesimi bile zor duydum. Eşim Aybars önce fotoğrafa, sonra bana baktı. “Emin misin?” “Eminim.” Saim Amca’nın yüzü bembeyazdı. Sandalyenin arkalığına yaslandı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra dudakları titredi. “Adı Jale idi.” İçimde bir şey buz kesti. Annemin adını nereden biliyordu? “Annemle nereden tanışıyordunuz?” Saim Amca ellerini masanın üzerinde birleştirdi. “Bunun cevabını vermeden önce senden bir şey istemem gerekiyor.” “Ne?” “Beni dinlemeyi bitirene kadar kalkıp gitme.” Bu cümle içimdeki huzursuzluğu daha da büyüttü. “Beni korkutuyorsunuz.” “Biliyorum.” Gözlerini kaldırıp doğrudan bana baktı. “Çünkü ben de kırk yılı aşkın süredir bu günü düşünmekten korkuyorum.” O sırada diğer odadan çocukların kahkahaları geliyordu. En küçük oğlumun, pastadan kimin daha büyük dilim aldığıyla ilgili tartıştığını duyabiliyordum. Az önce sıcak ve mutlu bir doğum günü kutlamasının ortasındaydık. Şimdi ise mutfak masasında, hayatımın temelini değiştirebilecek bir sırrın karşısında oturuyordum. Saim Amca ağır ağır anlatmaya başladı. Yıllar önce, henüz otuzlu yaşlarının başındayken İstanbul’da küçük bir matbaada çalışıyormuş. Bir gün iş yerine genç bir kadın gelmiş. Adı Jale’ymiş. Yani annem. “Annen o zaman yirmi iki yaşındaydı.” dedi. “Bir yayınevi için çalışıyordu. Ne zaman matbaaya gelse herkes onun geldiğini anlardı. Çünkü içeri girdiğinde sanki odanın havası değişirdi.” Boğazım düğümlendi. “Sonra?” “Arkadaş olduk.” Saim Amca bir an durdu. “Sonra arkadaşlıktan fazlası olduk.” Nefesim kesildi. Aybars’ın eli masanın altında elimi buldu. “Ne demek istiyorsunuz?” Saim Amca gözlerini kaçırdı. “Jale ile birbirimizi seviyorduk.” Başımı iki yana salladım. “Hayır. Annem babamla üniversitede tanışmıştı. Hep öyle anlatıldı.” “Biliyorum.” “Nereden biliyorsunuz?” “Çünkü o hikâyenin bir kısmını ben de biliyordum.” Birden öfkelendim. “Ne söylemeye çalışıyorsunuz?” Saim Amca ceketinin iç cebinden ikinci bir şey çıkardı.