"Senin eşim olmanı istedim, kızımın düşmanı olmanı değil." Ardından alyansına baktı. Hayatım boyunca gördüğüm en acı yüz ifadelerinden biriydi. Koray, yeniden evlenmenin kendisi ve İpek için yeni bir başlangıç olacağını düşünmüştü. Oysa daha düğün günü, küçük kızının kalbi kırılmıştı. "Pelin, biraz konuşmamız gerekiyor." Pelin onun kolunu tuttu. "Şimdi mi? Bütün misafirlerin önünde beni küçük düşürecek misin?" Koray, kızını işaret etti. "Sen benim kızımı yalnızken küçük düşürmüşsün. Üstelik onun kendisini savunamayacağını bilerek." Bunun üzerine Pelin ağlayarak salonu terk etti. Koray birkaç dakika sonra peşinden gitti. Misafirler şaşkınlıkla birbirlerine bakarken ben torunumu yanıma oturttum. Ancak beklenmedik gelişmeler henüz bitmemişti. Yaklaşık yirmi dakika sonra Koray tek başına geri döndü. Masamıza geldiğinde gözleri kıpkırmızıydı. "Baba, seninle konuşabilir miyiz?" İpek'i büyükannesine bırakarak onunla birlikte bahçeye çıktım. Koray derin bir nefes aldı. "Pelin'e düğünden önce İpek'le ilgili başka şeyler de söyleyip söylemediğini sordum. Önce inkâr etti. Sonra evlendikten sonra İpek'in bir süre senin yanında yaşamasının daha uygun olacağını düşündüğünü itiraf etti." Duyduklarım karşısında içim parçalandı. "Peki, sen ne söyledin?" Koray'ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Ona kızımın benimle yaşayacağını söyledim. Bunun üzerine beni bir tercih yapmaya zorladı." Bir süre sustu. "Ben de tercihimi yaptım." Ertesi gün Koray, Pelin'le evliliğini bitirmek için hukuki süreci başlatmaya karar verdi. O akşam ise misafirlerden özür dileyerek düğünü erkenden sonlandırdı. Herkes ayrıldıktan sonra İpek, üzerinde hâlâ gelinliğe benzeyen küçük elbisesiyle babasının yanına koştu. "Baba, artık fotoğraf çektirmeyecek miyiz?" Koray kızını kucağına aldı. "Elbette çektireceğiz, prensesim." Sonra bana döndü. "Baba, o anahtarı verir misin?" Üçümüz birlikte Belgin'in satın aldığı eve gittik. Ev yıllardır benim gözetimimdeydi. Belgin'in seçtiği perdeler, salondaki küçük kitaplık ve İpek için hazırladığı odanın eşyaları hâlâ yerli yerindeydi. Koray kızının odasının kapısını açtığında duvarda asılı duran büyük fotoğrafı gördük. Fotoğrafta Belgin, henüz bebek olan İpek'i kucağına almış gülümsüyordu. Torunum heyecanla bağırdı. "Anne!" Fotoğrafa koşup küçük elleriyle annesinin yüzünü okşadı. Koray dizlerinin üzerine çöktü ve ağlamaya başladı. Ben de cebimden kızımın mektubunu çıkardım. Henüz tamamını okumamıştım. Son satırlarını yüksek sesle okudum. "Babacığım, bir gün ben yanlarında olamazsam İpek'e şunu hatırlat: İnsanların hayatına yeni insanlar girebilir. Ama gerçek sevgi, başka birini sevebilmek için eskiden sevdiğin birini silmeni gerektirmez. Kızım kendisini hiçbir zaman fazlalık gibi hissetmesin." Koray başını kaldırdı. "Baba, bugün Belgin beni bir kez daha kurtardı." Başımı salladım. "Hayır, oğlum. Bugün kızını dinlediğin için sen kendini kurtardın." O gece düğün fotoğrafçısını telefonla aradık. Yaşananları duyunca bize küçük bir iyilik yapmayı kabul etti. Ertesi sabah üçümüz Belgin'in evinin bahçesinde buluştuk. Koray takım elbisesini, İpek ise çok sevdiği düğün elbisesini yeniden giydi. Fotoğrafçı makinesini hazırlarken torunum babasının elini tuttu. "Baba, ben şimdi ailenin fotoğrafına girebilir miyim?" Koray'ın gözleri doldu. "Kızım, sen olmadan bizim aile fotoğrafımız olmaz." Ardından İpek annesinin çerçeveli fotoğrafını getirdi. Koray kızını kucağına aldı, ben de onların yanında durdum. Dördümüzün birlikte olduğu ilk ve son aile fotoğrafı böyle çekildi. O fotoğraf bugün evimin salonunda asılı duruyor. Ne zaman ona baksam kızımın yıllar önce söylediği sözleri hatırlıyorum. Çünkü o gün öğrendiğimiz en önemli şey şuydu: Bir aileyi aile yapan şey, aynı çatı altında yaşamak ya da aynı soyadını taşımak değildir. Gerçek aile, bir çocuğa kendisini sevdirmek için başka bir sevgiden vazgeçmesini istemeyen insanlardan oluşur. Ve bazen hayatımıza yeni birini almak için değil, zaten yanımızda olan insanların değerini hatırlamak için yeniden başlamamız gerekir.