BÖLÜM 3 Aynı akşam, gökyüzü kararıp Kadıköy’de ince bir yağmur başlamışken kapı zili çaldı. Ben Lila için sipariş ettiğim yemeği bekliyordum. Ama kapıyı açtığımda karşımda annem ve babamı gördüm. Annem sırılsıklamdı, saçları yüzüne yapışmıştı, elinde bir market poşeti vardı. Babam eski bir mont giymiş, sırtında küçük bir çanta taşıyordu. Yorgun, bitkin ve yaşlanmış görünüyorlardı. —“Mert,” dedi annem sesi titreyerek— “lütfen. Gidecek yerimiz yok.” Babam gözlerime bakmıyordu. —“Banka evi aldı. Birkaç gün kalmamız lazım, bir şey bulana kadar.” Bir an için içimdeki “evlat” refleksi çalıştı. Onları içeri almak, çözmek, toparlamak istedim. Kapıyı açıp her şeyi üstlenmek… eski ben olsaydım bunu yapardım. Ama sonra salondan Lila’nın kahkahasını duydum. Kanepede, pembe battaniyeye sarılmış çizgi film izliyordu. Haftalardır ilk kez huzurluydu. Ve o an mutfaktaki ağlayan halini hatırladım. Küçük ellerinin titreyerek bulaşık yıkamasını. Arabada sorduğu soruyu: “Dedemler beni neden sevmiyor?” —“Hayır,” dedim. Annem gözlerini açtı. —“Ne demek hayır?” —“İçeri girmiyorsunuz.” —“Biz senin ailendeyiz, Mert.” —“Ve siz, kızımın aile olmadığını söylediniz.” Babam dişlerini sıktı. —“Özür diledik.” —“Hayır. Yardım istediniz. Özür değil.” Annem ağlamaya başladı. —“Hata yaptık. Sinirliydik. Çocuklar ortalığı karıştırıyordu, Lila’ya yardım et dedim… ağzımdan kaçtı.” —“Kaçmadı,” dedim— “Bu düşünce yıllardır içindeydi.” Babam sesini yükseltti. —“Bizi sokağa mı atacaksın?” —“Sizi sokağa atmıyorum. Sizi kurtarmayı bırakıyorum.” Annem göğsüne elini götürdü. —“Ne kadar da acımasız oldun.” Bu kelime içimi acıttı ama geri adım atmadım. —“Acımasız olan, altı yaşındaki bir çocuğu ‘değersiz’ hissettirmektir. Acımasız olan, birine torun diye sevgi verip diğerini hizmetçi gibi görmektir. Acımasız olan, yıllarca benim paramı alıp çocuğuma değer vermemektir.” Babam ilk kez doğrudan bana baktı. —“Sen o çocuğu evlat edindikten sonra değiştin.” —“Evet,” dedim— “Baba oldum.” Sessizlik uzadı. Annem içeri bakmaya çalıştı. —“Lila’yı görmek istiyorum.” Önüne geçtim. —“Hayır.” —“Mert…” —“Lila’ya yaklaşmayacaksınız. Ta ki yaptığınızın ne olduğunu anlayana kadar. Ve bugün buraya pişman olduğunuz için değil, evsiz kaldığınız için geldiniz.” Babam başını eğdi. Annem ağlamaya devam etti ama artık beni geri çekemiyordu. —“Selin’i bulun,” dedim— “O sizin ‘gerçek aile’nizdi ya.” Annemin yüzü soldu. —“Onun da durumu yok…” —“O zaman çözümü kendiniz bulun.” Kapıyı kapattım. Diğer tarafta seslerini duydum. İçimde bir yer sızladı. Çünkü bu insanlar anne-babamdı. Ama bazı bağlar, insanı iyileştirmek yerine sürekli yaralar. Salona döndüm. Lila bana baktı. —“Kimdi baba?” Yanına oturdum, battaniyesini düzelttim. —“Önemli biri değil, canım.” Ama o gözlerimden anladı. —“Dedemler miydi?” Yalan söylemedim. —“Evet.” Lila başını eğdi. —“Artık onlar için ağlamak istemiyorum.” Onu kucakladım. —“Zorunda değilsin.” Günler geçti. Selin defalarca aradı, aile dağılıyor diye bağırdı. Annem ve babamın bir tanıdığın yanında küçük bir odada kaldığını, babamın güvenlik işi aradığını, annemin yemek yapıp sattığını söyledi. Cevap vermedim. Çünkü artık şunu anlamıştım: Çocuğunu inciten birine yardım etmek iyilik değil, kendini inkâr etmektir. Lila yavaş yavaş iyileşti. Tekrar şarkı söylemeye başladı. Eve geldiğimde bana koşarak sarıldı. Bir gün bana bir resim verdi: Ben ve o el ele tutuşuyorduk, küçük bir evin önünde büyük bir güneş vardı. —“Dedemler nerede?” diye sordum dikkatlice. Omuz silkti. —“Sığmadılar.” Gözlerim doldu ama gülümsedim. Bir gece, ona masal okurken dedi ki: —“Baba… ben onları affediyorum. Ama gitmek istemiyorum.” Kitabı kapattım. —“Affetmek, tekrar aynı şeyi yaşamak zorunda olmak değildir.” Başını salladı. —“O zaman uzaktan affediyorum.” Onu sıkıca sardım. Altı yaşındaki bu çocuk, onu küçümseyen tüm yetişkinlerden daha büyüktü. Zamanla öğrendim ki aile, aynı soyadı taşımak değildir. Aile, seni koruyan kişidir. Bir çocuğun gözyaşını görmezden gelmeyendir. Ailem bir ev kaybetti. Ben, kızımı korumak için taşıdığım yükten kurtuldum. Ve Lila, onların hiç anlayamadığı bir şeyi kazandı: Babasının onu her zaman seçeceğini bilmek.