Gelin, bir şaka gibi yatağın altına saklandı
“Bunu imzalarsan, sana söz veriyorum bir yıl içinde o ev bizim olacak ve o hiçbir şey yapamayacak,” dedi kayınvalidemin düğün gecesinin ortasında söylediğini duydum. Ben yatak odasındaki yatağın altında, kıpırdamadan duruyordum. Beyaz gelinliğim kırışmış, sırtım ağrımıştı ve kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyabilirdi. Bunu tamamen ben yapmıştım. Bir şaka. Mert’i korkutmak için Nişantaşı’ndaki otel süitinde yatağın altına saklanmıştım. Onun yorgun bir şekilde odaya girip ceketini çıkaracağını, o tatlı sesiyle “Elif, nerdesin?” diye beni arayacağını hayal etmiştim. Sonra gülerek çıkacaktım; makyajım dağılmış, duvağım karışmış olacaktı ve ikimiz de yeni evli iki aşık gibi sarılıp hayatımıza başlayacaktık. Ama içeri ilk giren o olmadı. İnce, topuklu ayakkabılar geldi önce. Sert ve kendinden emin adımlarla… O sesi hemen tanıdım. Kayınvalidem Gülseren’di. Birkaç saat önce düğünde bana sarılıp “seni kızım gibi görüyorum” diyen kadın. — Odaya geldim — dedi, sesini hiç kısmadan. Sonra telefonunu yatağa fırlattığını ve hoparlörü açtığını duydum. — Herkes dağıldı mı? — diye sordu bir kadın sesi. Selin’di. Mert’in “en yakın arkadaşı.” Kırmızı elbisesiyle fazla iddialı, gülüşü fazla emin olan kadın. — Mert aşağıda hesabı kapatıyor — dedi Gülseren — O kız kim bilir nerede. Muhtemelen ucuz makyajını tazeliyordur. Donup kaldım. “O kız.” “Ucuz makyajlı.” Birkaç saat önce aynı kadın babam Ertan’ın önünde bana “ne kadar mütevazı, ne kadar iyi bir kız” demişti. — O zaman her şey tamam mı? — dedi Selin. — Tamam — dedi Gülseren — Yüzük parmağında. Evlilik evrakları imzalandı. Artık onu iyice bağladık. Nefesim kesildi. — Peki ya daire? — diye sordu Selin — Boşanırsa elinden alamaz mı? Gülseren kuru bir kahkaha attı. — Merak etme. Her şeyi planladık. Mert’i evin parasını ödemiş gibi gösteriyoruz. Para Elif’ten çıktı ama onun üzerinden geçirdik. Bir yıl içinde onu dengesiz, değersiz, kıskanç biri gibi gösteririz. Kendi kendine gider. Sonra daireyi alırız. Daire. Ataşehir’deki yeni evimiz. Benim ailemin miras fonuyla aldığım ev. Annem ölmeden önce bana, “Seni adınla değil, ruhunla seven biriyle evlen,” demişti. Bu yüzden gerçeği saklamıştım. Bebek’teki hayatımı bırakmış, eski bir araba kullanmış, sıradan bir sekreter gibi yaşamıştım. Babamın, Ertan Demirci’nin Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden birinin sahibi olduğunu kimse bilmiyordu. Ve Mert… testi geçmişti. En azından ben öyle sanmıştım. İki yıl boyunca benden para istemedi. Bazen simit alırdı, pahalı yerlere götüremezdi diye. Çiçekleri çiçekçiden değil pazardan alırdı. “Ben gösteriş istemiyorum,” derdi. “Sadece huzur, gerçek bir eş, kahveli pazar sabahları.” İnanmıştım. Sonra kapı tekrar açıldı. — Anne — dedi Mert — O burada mı? — Yok oğlum. Ama dinle, parayı konuşmamız lazım. Gözlerimi kapattım. Bir an için onun beni savunmasını, öfkeyle “öyle şey olmaz” demesini bekledim. — Anne, yarın konuşuruz — dedi sıkılmış bir sesle — Bugün hâlâ onunla yatmak zorundaymışım gibi davranacağım. Uzun gece olacak. İçimde bir şey kırıldı. Üzüntü değil. Buz gibi, kesin bir kırılma. — Planı unutma — dedi Gülseren — En fazla bir yıl. Sonra Selin eve taşınır, çocuk da odasına geçer. Çocuk. Selin hamileydi. Elimi ağzıma kapattım, ses çıkarmamak için. — Biraz suçluluk hissediyorum — dedi Mert — Elif iyi biri. Bana kahramanım gibi bakıyor. — Saçmalama — dedi Gülseren — O sıradan bir sekreter. Sıkıcı. Sen daha iyilerine layıksın. — Evet — dedi Mert gülerek — Elif tuzsuz pilav gibi. O an telefonumu elime aldım. Titreyen parmaklarımla kayıt tuşuna bastım. Kırmızı çizgi ilerlemeye başladı. “Konuşun,” dedim içimden. “İstediğiniz kadar konuşun.” Ve konuştular. Para, daire, Selin, bebek, beni delirtme planları… Her şeyi anlattılar. Onlar çıktıktan sonra on dakika daha yatağın altında bekledim. Sonra sürünerek çıktım. Aynaya baktım. Gelinliğim toz içindeydi. Makyajım akmıştı. Ama gözlerim artık aynı değildi. Ben artık uyanmıştım. Gelinliği çıkarıp kot ve sweatshirt giydim, çantamı aldım ve otelden çıktım. Gece saat birde babamı aradım. — Baba — dedim sakin ama kararlı bir sesle — Haklıymışsın. Avukat Leyla’yı uyandır. Mert, annesi ve Selin beni dolandırmaya çalışıyor. Bir an sessizlik oldu. — Neredesin? — Eve geliyorum. — Hemen gel — dedi babam Ertan — Savaş istiyorlarsa, savaş olacak. O kaydın neyi başlatacağını… ve Mert’in kendi yalanlarında nasıl batacağını henüz bilmiyordum.