Gelin, bir şaka gibi yatağın altına saklandı

Ertan Demirci’nin Beykoz’daki villasına vardığımda, demir kapılar korna çalmama gerek kalmadan açıldı. Babam sabahlıkla beni bekliyordu; yüzü sertti. Yanında ise Claudia değil, en güvendiğim arkadaşım ve İstanbul’un en acımasız kurumsal avukatlarından biri olan Selin Yılmaz vardı.

Bana iyi misin diye sormadılar. Yüzüme bakınca, iyi olmadığımı anladılar.

Telefonumu bahçe masasının üzerine koydum ve kaydı oynattım.

Gülseren’in sesi geceyi doldurdu.

“Elif sıradan bir sekreter.”

“Daireyi geri alacağız.”

“Mert bir yıl dayanmalı.”

“Selin’in bebeğinin odası hazır olmalı.”

Babamın çenesi o kadar sıkıldı ki dişini kıracak sandım.

— Onları bitireceğim — dedi.

— Hayır — dedim — Henüz değil. Şimdi saldırırsak beni kıskanç, delirmiş bir eş gibi gösterirler. Delil istiyorum. Kendi mezarlarını kendileri kazmalı.

Selin hafifçe gülümsedi.

— İşte şimdi Ertan Demirci’nin kızına yakışır konuştun.

O gece planı kurduk.

Önce daireyi korumak. Tapu benim adıma olsa da Mert, paranın kendi hesabından geçtiğini öne sürerek hak iddia edebileceğini sanıyordu. Selin, “sigorta işlemi” gibi görünen bir evlilik sonrası sözleşme hazırladı. Mert imzalarsa, tüm haklarından feragat edecekti.

— Aylık beş bin lira düşüş var diye söyleyeceğiz — dedi Selin — Para kazandığını sanan adam her şeyi imzalar.

İkinci adım: para takibi. Babam, Mert’in çalıştığı Demirci İnşaatın bir yan şirketindeki hesapları sessizce denetlemeye aldı. Mert, şirketin aslında benim aileme ait olduğunu bilmiyordu.

Üçüncü adım: Selin. Hamileliği ve Mert’le ilişkisini doğrulamalıydık.

Sabaha karşı otele döndüm. Mert’in yanına uzandım, uyuyormuş gibi yaptım.

— Nereden geliyorsun? — diye mırıldandı.

— Aşağıdan — dedim — hayatımızı düşünüyordum.

Sırtını döndü.

— Ne tatlısın Elif.

Karanlıkta gülümsedim.

Sonraki haftalarda onların sandığı “beceriksiz eş” oldum.

Mert’in en sevdiği gömlekleri yanlışlıkla çektim. Kahvesine tuz koydum. Önemli bir toplantı günü interneti “unuttum”. Gülseren’in pahalı bir ceketini çamaşır makinesinde mahvettim.

Kadın çıldırdı.

— Bu ne rezalet! Bu marka!

Gözyaşlarımı zor tuttum.

— Affedin Gülseren Hanım… ben böyle şeylerden anlamıyorum.

Mert dişlerini sıktı ama beni sarıldı.

— Önemli değil aşkım.

Ama gözleri başka şey diyordu: “Sadece dayan.”

O gece Selin’in verdiği evrakları çıkardım.

— Aşkım… çok kötü hissediyorum. Sigorta evrakı gelmiş. İmzalarsan aidat düşüyor.

Mert bakmadan imzaladı.

Kapanmıştı.

Aynı zamanda babamın dedektifleri gerçeği ortaya çıkardı. Mert sadece beni değil, şirketi de dolandırıyordu. Sahte tedarikçiler, şişirilmiş faturalar, Gülseren’e bağlı bir hesaba aktarılan paralar…

Miktar bir milyonu geçmişti.

Ama Selin hâlâ eksikti.

Bu yüzden bir akşam yemeği düzenledim.

— Ailenle iyi olmak istiyorum — dedim Mert’e — Anneni, halalarını, Selin’i de çağır. O senin en yakın arkadaşın değil mi?

Tereddüt etti. Sonra gülümsedi.

Beni rezil edeceğimi sandı.

Yemek gecesi Selin salona küçük kameralar yerleştirdi. Ben bilerek kötü yemek yaptım. Et lastik gibiydi, pilav lapa. Ucuz şarap servis ettim.

Gülseren geldiğinde etrafa küçümseyerek baktı.

— En azından süpürmüşsün.

Selin sonra geldi. Mert’in kolundaydı. Elini sürekli karnına götürüyordu.

— Çok güzelsin — dedim, karnına bakarak.

Bir an dondu.

Yemekte herkes bana küçümseyerek baktı.

— Bazı kadınlar eş olmak için doğar — dedi Selin.

— Doğru — dedim — Bazıları da başkasının kocasına dokunmak için.

Sessizlik çöktü.

— Ne dedin? — dedi Mert.

— Hiç — gülümsedim — Sosu uzatır mısın?

Sonra bilerek tökezledim.

Kırmızı şarap Selin’in üstüne döküldü.

Kadın çığlık attı. Elbise yapıştı ve hamileliği ortaya çıktı.

Mert panikle koştu.

— Bebek iyi mi?

Herkes dondu.

Gülseren ayağa fırladı.

— Elif, sen… sen ne yaptın!

Ben peçeteyi masaya bıraktım.

— Otur, Gülseren.

— Nasıl konuşursun sen?

— Otur dedim.

Sesim yüksek değildi ama herkes oturdu.

Bocayı açtım. Telefonumu bağladım.

— Haftalardır bana “sıradan”, “işe yaramaz”, “sekreter” dediler. Şimdi herkes düğün gecemde duyduklarımı dinleyecek.Kayıt başladı.

Gülseren’in sesi salonda patladı.

“Onu bağladık.”

“Bir yıl dayanacak.”

“Sonra Selin taşınacak.”

Selin ağlamaya başladı. Mert başını tuttu. Gülseren telefonu almaya çalıştı ama Selin tam o anda içeri girdi: babam Ertan ve iki polisle.

— Mert Demirci — dedi polis — dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçundan gözaltına alınıyorsunuz.

— Bu bir ev meselesi! — diye bağırdı.

— Hayır — dedim — Demirci İnşaat’a karşı işlenen bir suç bu.

Mert bana baktı.

— Demirci İnşaat mı?

Derin nefes aldım.

— Tam adım Elif Demirci Aranda. Ve dolandırdığın şirket, babamın şirketi.

Mert’in yüzü çöktü.

Gülseren sandalyeye tutundu.

— Hayır… senin baban emekliydi.

— Evet — dedim — Sizin gibilerden yorulmuş emekli.

Mert dizlerinin üzerine çöktü.

— Elif… annem zorladı… Selin kafamı karıştırdı…

— Hayır — dedim sakinlikle — Sen sadece zayıf olduğun için yaptın.

Tam götürülürken Mert durdu ve son bir cümle söyledi:

— Elif… bir şey daha var… annem senin asla benden çocuk sahibi olmaman için bir şey yaptı.

Ve o an anladım… gerçek hikâye henüz bitmemişti.