YALAN SÖYLÜYOR. SAAT 03.00'TEKİ KAMERA KAYITLARINI İNCELE. Ağzım kurudu. Otomat bulmam gerekiyormuş gibi yaparak birkaç dakika bekledim. Koridora çıkıp hemşireyi aradım. Bankoda durmuş, kalemiyle tık tık ses çıkarıyordu. "Ne demek istiyorsunuz?" diye sordum sesimi alçak tutarak. Evraklarından başını kaldırmadı. "Her çocuk odasında gözlem kameramız var. Hem sesli hem görüntülü. Güvenlik her şeyi kaydeder. Gerçeği istiyorsan saat 02.55'te güvenlik ofisine git. Seni benim gönderdiğimi söyle. Otur ve saat 03.00'te 12. kanalı izle." Hepsi buydu. Ben başka bir soru soramadan uzaklaştı. Saat 02.58 civarında güvenlik ofisinin kapısını çaldım. Bir dizi monitörün arkasında yorgun görünümlü bir görevli oturuyordu. "Beni hemşire gönderdi," dedim. "412 numaralı oda. 12. kanal." Soru sormadı. Kaydı açtı. Ekranda Hakan uyurken görünüyordu. O ince hastane battaniyesinin altında çok savunmasızdı. Yatağının yanındaki koltuk —Kerem’in oturması gereken yer— boştu. Ekranın köşesindeki dijital saat 03.00'e geldi. Odanın kapısı açıldı. Bir doktor ya da başka bir hemşire görmeyi bekliyordum. Onun yerine içeri Kerem girdi. Ama yalnız değildi. Bir kadın onu takip ediyordu. Arkalarından kapıyı yavaşça kapattı. Kerem’in üzerinde hâlâ ceket vardı. Oğlumuzun yanında oturmuyordu. O... başka bir yerdeydi. Hakan kıpırdandı. "Baba?" Kerem koltuğu yatağa yaklaştırdı. "Selam dostum. İyi misin?" Kadın kollarını kavuşturmuş halde duvarın kenarında durdu. İkisini de izliyordu. "Neler olduğuyla ilgili hikâyeyi doğru şekilde anlattığımızdan emin olmalıyız," dedi Kerem. Mideme bir ağrı girdi. Hakan kaşlarını çattı. "Herkese düştüğümü söyledim ya." "Doğru." Kerem hızla onayladı. "Scooter'ına biniyordun. Ben dışarıdaydım. Dengeni kaybettin. Talihsiz kaza. Annene böyle söylüyoruz." "Ama baba, anneme yalan söylemek istemiyorum." Tam o anda kalbim paramparça oldu. "Mecburuz, tamam mı?" Kerem’in sesi sert ve sabırsız bir hal aldı. "Annen orada olmadığımı bilmemeli. Çıldırır, onun nasıl olduğunu biliyorsun." İçimde bir öfke dalgası hissettim. Kerem orada değil miydi? O zaman neredeydi? "Ama neden?" diye sordu Hakan. "Sen sadece markete gitmiştin, Selin de oradaydı..." Kadın, yani Selin, huzursuzca kıpırdandı. "Annenin henüz benden haberi olmamalı, hatırlıyor musun? Bunu konuşmuştuk Hakan." Kerem sesini alçalttı. "Zamanı gelince ona söyleyeceğiz. O zaman geldiğinde de annen bu kaza yüzünden peşin hükümlü olsun istemiyoruz." "Ama... o hareketi yapmaya çalışan bendim," dedi Hakan, sesi hafifçe yükselerek. "Ben yaparken Selin bana bakmıyordu bile. İçerideydi, telefonunu alıyordu." Selin yatağa yaklaştı. "Sadece birkaç saniyeliğine içerideydim. İyiydin. İyi olman gerekiyordu." Kerem sanki her şeyi geçiştirmek ister gibi ellerini salladı. "İşte tam da bu yüzden bunlardan kaçınmaya çalışıyoruz evlat. İşleri basit tutuyoruz. Bu da demek oluyor ki benim orada olmadığımı söylemiyorsun. Selin’in birkaç dakikalığına içeri girdiğini söylemiyorsun. Ve o hareketi denediğini söylemiyorsun. Tamam mı? Hikâyeye sadık kalıyoruz." Başım döndü, oda etrafımda dönüyor gibiydi.