İhanet, Bebek ve İntikam

2. Bölüm Gün batımından önce, valizimi koridorda sürükleyerek çıktılar çünkü Münevver kendi valizinin "bu cennet tatili için çok küçük" olduğunu söylemişti. Murat, Ömer’in yüzüne tam bakmadan alnından öptü. “Daha iyi hissedersen mesaj at,” dedi. Ona dik dik baktım. “Telefonun açık olacak mı?” Münevver kapıdan güldü. “Tören sırasında değil. Bunu da mahvetmemeye çalış.” Kapı kapandı. Evde Ömer’in hırıltılı nefesleri dışında bir sessizlik hakim oldu. Akıllı saatim titredi. Bir ses duyuldu. “Leyla? Alarmını aldım. Ne oluyor?” “Selin,” diye yutkundum. “Bebeğin rengi morardı.” Sesi anında değişti. “Hemen 112’yi ara. Onu sırt üstü yatır. En yakın ekibi sevk ediyorum.” “Telefonum kapalı. Şarj aletini de almışlar.” “Mutfaktaki sabit hattı kullan.” Münevver kabloyu duvardan çekmişti. Tabii ki çekmişti. Ömer’i göğsüme sarmış halde, kulaklarımda kan basıncının uğultusuyla çıplak ayakla komşuya koştum. Ayşe Teyze kapıyı açtığında bebeğin yüzünü görüp çığlık attı. Ambulans altı dakikada geldi. Altı dakika bazen bir ömür gibi gelebilir. Hastanede her şey beyaz ışıklar, koşan ayak sesleri, kısa emirler, küçücük bir maske ve bebeğimin çift kanatlı kapıların ardında kayboluşuyla bir bulanıklığa dönüştü. Bir hemşire beni oturtmaya çalıştı. Dizlerimin bağı çözülene kadar reddettim. Selin üzerinde ameliyat önlüğüyle, saçları dağılmış ve yüzü solgun bir halde geldi. Yalan söylemedi. “Leyla,” dedi yumuşakça, “durum ciddi.” Her formu imzaladım. Her soruyu yanıtladım. Telefonumdaki yedeklemeden –Münevver’in varlığından haberdar olmadığı yedekleme– güvenlik kamerası görüntülerini teslim ettim. Polise; uçak bileti yükseltmelerini, spa ödemelerini, mücevher alışverişlerini ve Ömer doğduktan sonra kartımdan çekilen sahil kenarı süit ücretlerini gösteren ekstreleri verdim. Sonra bekledim. Murat ve Münevver fotoğraf paylaşırken. Münevver bir çiçek kemerinin altında incileriyle. Murat denize karşı şampanya kadehini kaldırırken. Açıklama: Bazen mutluluğu seçmek gerekir. Her şeyin ekran görüntüsünü aldım. İkinci gece, Murat nihayet otelin Wi-Fi hattını kullanarak mesaj attı. Annem hâlâ soğuk davrandığını söylüyor. Bunaldın diye bizi cezalandırma. Camın arkasından, etrafı hortumlarla çevrili oğluma baktım. Ellerim titriyordu ama cevabım kararlıydı. Tatilin tadını çıkar. Bir başparmak işareti gönderdi. O küçücük simge, kendi tabutuna çaktığı son çivi oldu. Üçüncü gün, doktorlar Ömer’in kalbinin, teşhis edilmemiş ve gecikmiş müdahale ile kötüleşmiş bir durum nedeniyle durduğunu söylediler. Gecikmiş. Bu kelime beni paramparça etti. Dördüncü gün, yüzümü onun battaniyesine gömdüm ve hiç ses çıkarmadım. Beşinci gün, avukatımı aradım. İlanlarda görülen sıradan bir boşanma avukatını değil. Kendi avukatımı. Rahmetli babamın hukuk bürosu hâlâ Murat’ın "aile parası" sandığı fonu yönetiyordu. Ev benimdi. Hesaplar benimdi. Kredi kartları benimdi. Murat bunlara sadece ben onu sevdiğim için erişebiliyordu. Münevver, parasını çalmak için yanlış yaslı anneyi seçmişti. Öğle vaktine kadar kart donduruldu, dolandırıcılık bildirimleri yapıldı, polis raporları güncellendi, boşanma dilekçesi taslağı hazırlandı, kilitler değiştirildi ve geçici bir uzaklaştırma kararı talep edildi. Akşam saatlerinde, yerel haber bültenine avukatım tarafından özenle hazırlanmış bir paket ulaştı: görüntüler, makbuzlar, mesajlar, tıbbi zaman çizelgesi ve herkese açık tatil paylaşımları. Haber yayınlandığında ağlamadım. Sadece oğlumun adını fısıldadım. “Ömer.” Ve ona, o kapıda bir daha asla gülmelerine izin vermeyeceğime dair söz verdim.