İkizler ve Kocasının Şartı

Yeni doğan ikizlerimize bakmak için işimden ayrıldım çünkü eşimle bunun en mantıklısı olduğu konusunda anlaşmıştık. Ancak Kerem, bebeklerden birine fazladan bir masrafmış gibi davranmaya başladığında, sorunun sevgi olmadığını anladım. Sorun saygıydı. Bu yüzden işe geri dönmeyi kabul ettim ama tek bir şartla. O sabah, saat 03:12'den beri ayaktaydım; Ada göğsümde uyuyor, Defne ise sanki uykuya karşı kişisel bir garezi varmış gibi kalçama tekmeler savuruyordu.Saat yediye geldiğinde, bir çocuk doktoru broşürünün arkasına market listesini yazıyordum. Bebek bezi. Islak mendil, parfümsüz. Mama. Pişik kremi. Kahve. Kahve kelimesinin altını iki kez çizdim. Kocam Kerem, gömleğinin düğmelerini ilikleyerek içeri girdi; gayet temiz ve uykusunu almış görünüyordu. "Tüm bunlara gerçekten ihtiyacımız var mı?" diye sordu. Saat 03:12'den beri ayaktaydım. Listeye baktım. "Kızlara gece bir anda içmeyi ve altlarını kirletmeyi bırakmalarını öğretmediysen, evet." Kaşlarını çattı. "Para hakkında ne zaman konuşsam hep şaka yapıyorsun Canan. Ben ciddiyim." "Hayır Kerem. Lavabonun başında çığlık atmamak için şaka yapıyorum. Kemiklerime kadar yorgunum." Ada ana kucağından sesler çıkardı. Defne ise tüm vücuduyla homurdanarak ona cevap verdi. Kerem, sanki kızlarımız çok önemli bir toplantıyı bölmüş gibi iç geçirdi. "Masraflar kontrolden çıkıyor." "Onlar sadece bebek." "Çok masraflı bebekler." Yavaşça ona döndüm. "Dikkatli konuş." "Para hakkında konuştuğumda hep şaka yapıyorsun Canan." "Ne?" "O cümleyi yüksek sesle söylemeden önce kafanda bir bitir. Ciddiyim." Gözlerini devirdi ve anahtarlarını kaptı. Kerem ile bir çocuk planladığımızda, bir süre işten ayrılmam konusunda anlaşmıştık. Diş polikliniğindeki işimi seviyordum ama tek bir bebek için kreş parası maaşımın yarısını alıp götürecekti. Sonra ultrason uzmanı gülümsedi ve "Pekala, iki kalp atışı var. İkiz anne babası oluyorsunuz," dedi. O kağıt kaplı muayene masasında ağlamıştım. Kerem de gülümsedi ama gülümsemesi geç geldi ve çabuk gitti. Ada ve Defne doğduktan sonra Kerem küçük ama sert şekillerde değişti. "Yine mi biberon?" "Yine mi ıslak mendil?" "İki bebek ne kadar bez tüketebilir?" Cevap her zaman onun istediğinden fazlasıydı. O Cumartesi birlikte markete gittik. İki bebek koltuğunun da içinde olduğu market arabasını ben sürerken, Kerem yanında telefonuna bakarak yürüyordu. "Mamayı alabilir misin?" diye sordum. Başını kaldırdı. "Hangisini?" "Doğduklarından beri kullandıklarını." Sanki kutular şifreliymiş gibi rafa baktı. Yanından uzanıp iki tane aldım. "Gerçekten Kerem..." Kasada Defne huysuzlanmaya başladı. Ada emziğini düşürdü. Onu almak için eğildim ve belim kütürdedi. Kasiyer kız gülümsedi. "İkiz mi? Benim kız kardeşimin de ikizleri var." "Lütfen bana zamanla kolaylaştığını söyleyin," dedim. Bezleri okuttu. "Zamanla değişiyor, orası kesin." Toplam tutar göründüğünde Kerem sonunda başını kaldırdı. "4.250 TL tuttu," dedi kasiyer. Kerem’in yüzü sertleşti. "Ne? Neden bu kadar pahalı?" Defne'nin ana kucağını ayağımla hafifçe salladım. "Çünkü yiyecek, ıslak mendil, mama ve bebek bezi aldık." Poşetleri karıştırmaya başladı. "Şunu çıkar," dedi, bebek bezi paketini kaldırarak. Kasiyer duraksadı. "Bezleri mi? Emin misiniz?" "Evet. Bezleri. Çıkarın." Yüzüm alev alev oldu. "Kerem, onlara ihtiyaçları var." Yüzüme bile bakmadı. "O zaman işe geri dön ve ne istiyorsan kendin al." Kasa sırasındakiler sustu. Kasiyerin gözleri bana kaydı. "Hanımefendi, emin misiniz?" Hayır. Emin değildim. Tabii ki hayır. Orada iki yeni doğanla, kolumdaki kusmuk lekesiyle ve bebek bezini bir ihtiyaç değil de lüksmüş gibi gösteren bir kocayla duruyordum. "Toplamdan çıkar onları," diye gürledi Kerem; kollarını kavuşturmuştu, cüzdanını çıkarmaya hiç niyeti yoktu. Böylece kasiyer onları çıkardı. Titreyen ellerimle geri kalanını ödedim.