İlkinde yorgunluk sandım

BÖLÜM 1 Benim adım Elif Yılmaz, 28 yaşındayım ve İstanbul’da bir denetim firmasında muhasebeci olarak çalışıyorum. Hayatım her zaman düzenliydi: rakamlar, vergi kapanışları, sert kahve ve uzun çalışma saatleri. Bu yüzden kayınvalidemlerin evinde yemek yedikten sonra kendimi tuhaf bir şekilde halsiz hissetmeye başladığımda, herkes bunu yorgunluğa bağladı.mühendisiydi ve özel projelerde çalışıyordu; ancak herkes onun asıl gücünün babası olduğunu bilirdi. Babası Haluk Demir, belediyede imar işlerinden sorumlu güçlü bir müdürdü. Kayınvalidem Fatma Hanım ise sessiz, her zaman derli toplu, sabahları tesbih çeken ve sanki bir orduyu doyurur gibi yemek hazırlayan bir kadındı. Evlenmemizden beri bir kural vardı: her ayın ilk cumartesi günü mutlaka onların evinde aile yemeği yenirdi. “Aile pazarlık konusu değildir,” derdi Haluk Demir. İlk kez nisan ayında oldu. Fatma Hanım et suyuna çorba, pilav ve vişne şerbeti hazırlamıştı. Haluk Demir bana bizzat bir kase çorba uzattı. —Ye kızım. Çok solgun görünüyorsun. Çok çalışan kadınlar çabuk tükenir. On dakika sonra yemek odası benden uzaklaşmaya başladı. Mert’in sesi sanki suyun altından geliyordu. —Elif, bembeyaz oldun. Kalkmaya çalıştım ama bacaklarım tutmadı. Mert beni misafir odaya götürdü. Üç saat sonra uyandım; ağzım kupkuruydu, bluzum düzensizdi ve bileklerimde tuhaf bir ağrı vardı. —Tansiyonun düşmüş —dedi Mert, gülümseyerek—. Kahvaltı yapmıyorsun ya, ondan. İnandım. Ya da inanmak istedim. Bir ay sonra yine oldu. Bu kez Haluk Demir’in ısrarla içirdiği bir bardak vişne şerbetinden sonra. Uyandığımda rujum dağılmıştı, saçım karışıktı ve sanki birisi bana gereğinden fazla yaklaşmış gibi bir his vardı. —Neden gömleğim böyle? —diye sordum. Mert bana bakmadı bile. —Uykuda hareket etmişsin. Sen böylesin zaten. Ama ben böyle biri değildim. Haziran ayında bir şey denemeye karar verdim. Gitmeden önce aynanın karşısında fotoğraf çektim: beyaz gömlek, düzgün düğmeler, saat yerinde. Ayrıca bileğimin altına kalemle küçük bir nokta koydum. Yemekte çorbayı içiyormuş gibi yaptım ama dudaklarımı bile ıslatmadım. Çorbanın içindeki acımsı kokuyu alınca kendimi kötü hissettim ve bayılma numarası yaptım. Mert beni her zamanki odaya götürdü. Ben gözlerimi kapalı tuttum. Sonra telefonunu çıkardığını duydum. Klik. Bir fotoğraf. Klik. Bir tane daha. Ardından Haluk Demir’in sesi geldi: —Şimdi daha inandırıcı oldu. Kalbim göğsümde çarpıyordu ama kıpırdamadım. O gece telefonumu kontrol ettiğimde, yanlışlıkla açılmış bir ses kaydı buldum. 7. saniyede bir erkek sesi diyordu ki: —Bu sefer daha fazla koy, kız şüphelenmeye başladı. O gece uyuyamadım. Ertesi cumartesi çantama bir ses kayıt kalemi ve şarj cihazı gibi görünen küçük bir kamera sakladım. Eve gittiğimizde kapıda iki erkek ayakkabısı daha vardı. —Bugün misafir var —dedi Fatma Hanım, gözlerime bakmadan. Haluk Demir bana iki adamı tanıttı: Rıza ve Volkan. Volkan’ın bakışı içimi ürpertti. Yemek sırasında Haluk Demir kadehini kaldırdı: —Aile için. Ve herkesin işine gelen anlaşmalar için. Ben içiyormuş gibi yaptım. Bayılıyormuş gibi yaptım. Yere düştüm. Mert beni odaya götürdü. Kapı kapanınca dışarıdan kilit sesini duydum. Sonra ayak sesleri. Volkan’ın kısık kahkahası duyuldu: —Düştü mü? Haluk Demir cevap verdi: —Bugün kolay uyanmayacak. Ve ben, o kapının arkasında bana ne olacağını anlayamayacak kadar sarsılmıştım…