Boşanma belgelerini tam olarak saat 10.17’de, gri ve yağmurun esir aldığı bir salı sabahı, kocamın avukatına ait siyah bir tükenmez kalemle imzaladım.
Elim tamamen hareketsiz ve sapasağlam kaldı. Bu durum odadaki herkesin, özellikle de gözlerini dikmiş benden hıçkırıklara boğularak ağlamamı bekler gibi bakan kocam Kaan’ın huzurunu kaçırmış görünüyordu. Belki de bunu canıgönülden istiyordu. Beni daha genç bir kadın için terk etmesinin beni tamamen yok ettiğine dair bir kanıta ihtiyacı vardı belki de.
Kalemi geri uzatıp sandalyemden ayağa kalktım.
“Yani bu kadar mı?” diye sordum.
Avukatı başıyla onayladı. “Hâkim her şeyi onayladıktan sonra anlaşma resmiyet kazanacak. Leyla Hanım, Çamlıca’daki mülkü, emeklilik birikimlerini ve Yıldız Organizasyon şirketini üzerine alacak. Kaan Bey ise şahsi aracını, yatırım portföyünü ve merkezdeki rezidans dairesini tutacak.”
Şirketin adı geçtiği anda Kaan’ın yüz hatları gerildi.İnsanlar Yıldız Organizasyon’dan her zaman “bizim işimiz” diye bahsederdi ama yasal olarak o bana aitti. Bu işi, Kaan’ın bir organizasyon teklifi ile vergi indirimi arasındaki farkı bile bilmediği yıllardan önce, Ankara’daki evimizin garajında sıfırdan kurmuştum. O müşterileri büyüleyip dururken; ben yemek pişirme, sözleşmeler, maaş bordroları, personel alımı, müzakereler, tedarikçiler ve onun her pahalı fikrinin yol açtığı her türlü felaketle tek başıma ilgilenirdim.
Annesi Nedret Hanım bunu hiçbir zaman kabul etmedi.
Onun zihninde Kaan vizyonerdi; bense sadece sandviç tepsileri hazırlayan kadındım.
O akşam, ben gelinliğimi dolaptan çıkarıp dikkatlice bir bağış kutusuna katlayarak yerleştirirken, telefonuma ortak bir arkadaşımızdan bir fotoğraf bildirimi düştü.
Nedret Hanım görkemli bir ziyafet organize etmişti.
Küçük bir aile yemeği falan değil. Bayağı tam teşekküllü bir ziyafet.
Şehrin en pahalı mekânlarından biri olan Safir Salonu'nda, kristal avizelerin altında otuz iki konuk oturuyordu. Ortadaki masada Kaan, lacivert takım elbisesi içinde, gözle görülür bir şekilde huzursuzca oturuyor, yanındaki yeni kız arkadaşı Aylin ise beyaz saten elbisesiyle gülümsüyordu.
Nedret Hanım, elinde gururla kaldırdığı bir kadehle arkalarında dikiliyordu.
Fotoğrafın altındaki yazı midemi bulandırdı:
“Yeni başlangıçlara. Ailemize hoş geldin Aylin.”
Fotoğrafa yaklaşık bir dakika boyunca boş gözlerle baktım. Sonra acı bir kahkaha attım; komik olduğu için değil, tam da Nedret Hanım’ın yapacağı türden bir şey olduğu için. O hiçbir zaman insanların yerini öylece doldurmazdı. Bunu bir gösteriye dönüştürürdü.
O gece saat 21.46’da telefonum çaldı.
Arayan Nedret Hanım'dı.
Neredeyse görmezden gelecektim ama içimden bir ses telefonu açmamı söyledi.
Sesi keskin, nefes nefese ve oldukça mahcup geliyordu.
“Leyla, benim kartım neden onaylanmıyor?”
Dizüstü bilgisayarımın yanında ödenmemiş üç tedarikçi faturasının durduğu mutfak tezgâhına doğru göz ucuyla baktım.
“Hangi kart?” diye sordum sakin bir sesle.
“Şu aile kartı,” diye çıkıştı sessizce. “Organizasyon hesabına bağlı olan kart. Restoran kartın işlem görmediğini söylüyor.”
Gözlerimi kapattım.
Nedret Hanım, şahsi kullanımı için asla onaylamadığım bir şirket kartını tam on iki yıldır cüzdanında taşıyordu. Kaan, “Annem sadece kendini bu işe dâhil hissetmek istiyor,” diyerek onunla yüzleşmemem için bana hep yalvarmıştı. Kadın; çiçekleri, spa randevularını, öğle yemeklerini, hediyeleri ve hatta bir keresinde bir gemi turu kaparosunu bile hep “müşteri ilişkileri” adı altında kamufle ederek bu karttan harcamıştı.
Ama o öğleden sonra, boşanma belgelerini imzaladıktan hemen sonra çok basit bir şey yapmıştım.
Şirket hesabıma bağlı olan tüm ek kartları iptal etmiştim.
“Nedret Hanım,” dedim sakin bir sesle, “o kart benim şirketime aitti. Sizin ailenize değil.”
Bir sessizlik oldu.
Ardından çatal bıçak sesleri, boğuk fısıldaşmalar ve yükselen bir panik havası duyuldu.
“Bunu hemen çözmen gerekiyor,” diye fısıldadı aciliyetle. “Hesap on sekiz bin liradan fazla tuttu.”
Gözüm yeniden beyaz satenler içinde oturan Aylin’in fotoğrafına kaydı.
“Hayır,” diye cevap verdim. “Hiç de çözmek zorunda falan değilim.”