İş seyahatinden döndüğümde eşimi ve bebeğimi ölümün eşiğinde buldum
“Bir bebeğe bakmak sana ağır geliyorsa Selin, o zaman hiç anne olmamalıydın.” Eve girdiğimde ilk duyduğum cümle buydu. Adım Emre Yılmaz. İstanbul’un banliyösünde, bir sitede oturuyorum. Bir lojistik ve nakliye şirketinde operasyon şefi olarak çalışıyorum. Eşim Selin Kaya, ilk çocuğumuz Can’ı doğuralı sadece altı gün olmuştu. Hâlâ yavaş yürüyordu, sırtı ağrıyor, yüzü solgun ve her şeyi kaldırıyormuş gibi yorgun bir gülümseme takınmaya çalışıyordu. Gece yarısı bebeği emzirmek için kalkıyor, yine de “ev dağınık kaldı” diye benden özür diliyordu. Annem, Fatma, Selin’i hiç sevmemişti. “Çok ağzı laf yapan, çok bağımsız, eş olmaya pek de layık değil” derdi. Kız kardeşim Elif de annemin her söylediğini papağan gibi tekrarlardı. Can doğmadan aylar önce annem beni ev almak için birikimimi kullanmam konusunda sıkıştırmaya başladı… ama tapuyu kendi üstüne yapmamı istiyordu. “Böylece ailede kalır” diyordu. “Eşler gelir geçer Emre, anneler kalır.” Selin ilk günden reddetti. “Oğlumuzun geleceğini riske atarak o kadını memnun edemezsin” demişti bir gece mutfakta ağlayarak. Ben de hayatımın en büyük hatasını yaptım: Abarttığını düşündüm. Can doğunca annemin değişeceğini sandım. Hastaneye çiçeklerle geldi, bebeği kucağına aldı, alnından öptü ve “her konuda yardımcı olacağım” dedi. Üç gün sonra Monterrey yerine İzmir’de bir depoda acil bir sorun çıktı. Hemen gitmem gerekiyordu. Zamanlama berbattı ama annem Selin’e kalacağını söyledi. “Sen işine odaklan” dedi. “Ben çocuk büyüttüm. Senin hanımına sadece rehberlik lazım.” Elif güldü: “Ağabey abartma. Karını sonsuza kadar terk etmiyorsun.” Selin hastane yatağında sessizce oturuyordu. Gözleriyle tek bir şey söylüyordu: Gitme. Ama gittim. Üç gün boyunca sık sık aradım. Her seferinde annem açtı. “Selin uyuyor.” “Can iyi yemek yedi.” “Her şey kontrol altında.” Sonunda Selin’in sesini duyabildiğimde çok zayıf çıkıyordu, konuşmak bile acı veriyormuş gibiydi. “Emre… lütfen dön.” Kanım dondu. “Ne oldu?” Daha cevap veremeden annem telefonu kaptı. “Hiçbir şey yok” dedi gülerek. “İlk kez anne olanlar duygusallaşır.” İçimde bir şey koptu. Dördüncü gün habersiz dönüş bileti aldım. Bebek bezi, Selin’in sevdiği poğaça ve Can’a yeşil bir battaniye aldım. Eve vardığımda kapı aralıktı. İçerisi bozulmuş yemek kokuyordu. Televizyon son ses açıktı. Salonda annem ve Elif koltukta uyuyordu; etrafları kirli tabaklar ve gazoz bardaklarıyla doluydu. Midem kasıldı. Hemen yatak odasına koştum. Selin yatakta yığılıp kalmıştı. Uyumuyordu, adeta baygın gibiydi. Dudakları çatlamış, teni gri, saçları alnına yapışmıştı. Günlerdir yardım dilenip kimsenin duymadığı birine benziyordu.